ÇOK OKUNANLAR

ÖNE ÇIKANLAR

GENEL KONULAR

SON EKLENENLER

200 Adımda Çocuk Yetiştirme Rehberi

00:50
                             

Çocuk yetiştirmek insan inşa etmektir. Bu nedenle anne babalar yeryüzünün en büyük inşaat ustalarıdır. Bir çocuğun 0-6 yaş döneminde yaşadıkları onun gelecek yaşantısının temellerini oluşturur. Çocuğun okul öncesi dönemde yaşadığı her şey hayatının geri kalanını etkiler. Peki, temelleri sağlam çocuklar yetiştirmek için ne yapılmalı, nelere dikkat edilmeli? Hürriyet Gazetesi aile-çocuk yazarı Ömür Kurt sordu, alanında uzman 13 isim yanıtladı. Bu kitap, eşlerin çocuk yapmaya karar verme aşamasından, çocuk 6 yaşını bitirinceye kadar geçen süreci anlatan bir başucu rehberi olacak. 
-        Etkili anne baba olmanın yöntemleri nelerdir?
-        Normal doğum mu yoksa sezaryen mi olmalı?
-        Hamilelik sürecinde nasıl beslenilmeli?
-        Anne sütünü arttırmak için neler yapılmalı?
-        Çocuk, kardeşini kıskanıyorsa ne yapılmalı?
-        Çocuk memeden nasıl bıraktırılır?
-        Tuvalet eğitimi nasıl verilmeli?
-        Çocuğunuzun evcil hayvanı ölürse ona nasıl davranmalısınız?
-        Hangi oyuncaklar çocuk için yararlıdır?
Çocuğunuzun sağlığından psikolojisine, tuvalet eğitiminden beslenmesine kadar merak ettiğiniz her şeyi bu kitapta bulacaksınız…

Kitabımızda yer alan uzmanlar; 
- Çocuk Gelişimi Uzmanı Prof. Dr. Haluk YAVUZER
- Psikolog Prof. Dr. Üstün DÖKMEN
- Uzman Doktor Ender SARAÇ
- Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr. Eyüp Sabri ERCAN
- Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr. Özgür ÖNER
- Psikolog Doç. Dr. Yıldız Dilek ERTÜRK  
- Klinik Psikolog Yrd. Dr. Başak DEMİRİZ
- Çocuk Doktoru Dr. Şirin SEÇKİN
- Psikolog Serap DUYGULU
- Psk. Dan. ve Cinsel Eğitim Uzmanı Dolunay KADIOĞLU
- Uzman Diyetisyen Zeynep Köse ÇAPAY
- Uzman Psikolog Ramazan ŞİMŞEK
 - Bale Sanatçısı Tan SAĞTÜRK

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Bebeklerde Baş Çevresi Ölçümünün Önemi

01:45
Bebekler için baş çevresindeki gelişme, boy ve kilo gelişimi kadar önemli bir unsurdur. 


Baş çevresindeki büyüme bebeğin beyin gelişimi açısından oldukça önemlidir. Gelişimin normal değerlerin altında kalması beyin gelişiminin olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bu yüzden zaman zaman bu ölçümün yapılması gerekir. İlk altı ayda her ay, 18 aya kadar belli aralıklarla baş çevresi ölçümü yapılmalıdır. Bıngıldağın erken dönemde kapanması, baş çevresinin gelişimini etkileyebilir. Bıngıldak normalde 18 ayda kapandığından, bu süreç oldukça önemlidir. Baş çevresi ölçümü evde yapıldığı kadar, sağlık ocaklarında ve çocuk doktorundaki muayene sırasında ölçülebilir. Doğru bir ölçüm için, başın arka çıkıntısından ve ön taraftan kaş üstünden geçerek bir ölçüm yapılmalıdır. Bebeklerin baş çevresinin büyüklüğü kalıtımsal özelliklere bağlı olduğundan, diğer bebeklerle bir kıyaslama yapılmamalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken değerlerin normalin altında ya da üzerinde bir büyüklük elde edilmemesidir. Bebeğin yaşının baş çevresiyle orantılı olmalıdır. Bu nedenle aileler bebeklerinde gelişimi takip ederken, baş çevresi ölçümüne önem vermelidir. Bunun bebeklerinin beyin gelişiminde önemli olduğunu unutmamaları gerekir.

Bebekte baş çevresi değeri neden önemlidir?

Bebekte kilo ve boy ölçümü genel sağlık üzerinde bilgiler elde edilmesini sağlarken, baş çevresi beynin fonksiyonlarının değerlendirilmesi hakkında önemli ipuçları verir. Beyin fonksiyonlarında olan bozukluklarda, baş çevresi ölçümü anormal değerlerde olmaktadır. Bebeklerde boy ve kilo değerlerinde olduğu gibi, baş çevresinin ölçümünün de bir eğrisi olur. Yapılan ölçümlere göre, bu eğride bir değerlendirme yapılır. Bu sayede bebeğin baş çevresinin küçük ya da büyük olduğu belirlenebilir. Baş çevresi değeri büyük olduğunda makrosefali, küçük olduğunda mikrosefali durumu söz konusu olur. Yapılan ölçümlerde bu kolay bir şekilde belirlenebilir.

Bebeğin doğumdaki baş çevresi nasıldır?

Baş çevresi bebeğin beyin gelişiminin en önemli göstergesi olarak kabul edilir. Doğumda bebeğin başının boyuna oranı ¼ kadardır. Baş çevresinde olan artış doğum öncesindeki dönemde ve doğumun arkasındaki ilk aylarda daha hızlı olur. Ortalama olarak doğumdaki baş çevresi 35 cm kadardır.

Bebekte yapılan baş çevresi ölçümündeki her değer sorun olarak algılanır mı?

Bebekte baş çevresindeki büyüklük tek başına sorun olarak değerlendirilmez. Burada bebekte olan öykü çok önemlidir. Bebeğin anne ve babasının baş çevresi ölçümü, ailedeki diğer kişilerin baş çevresi ölçümü gibi değerlendirmelerin dışında, annenin doğuma kadar gördüğü tedaviler, bebeğin kuvözde kalıp kalmadığı gibi etkenler hakkında gerekli bilgiler alınır. Bebeğin baş çevresi ölçümünün boyu ve kilosuyla oranı değerlendirilir. Mikrosefali ya da makrosefali tespit edilen bebeğin, iyice muayene edilmesiyle birlikte, diğer bulgular araştırılır.

Bebeğin muayenesi sırasında neler araştırılır? 

Başın genel görünümü: Bebeğin yapılan muayenesinde baş çevresinin ölçülmesi sırasında, başın genel görüntüsü değerlendirilir. Bebek oturtularak baş şeklindeki anormallikler izlenebilir. 
Ciltte bulunan lekeler: Muayene sırasında bebek çırılçıplak soyulur ve cildinde olan tüm lekeler incelenir. Lekelerin koyu ve açık olması bu konuda önem taşımaktadır. ‘Cafe au lait’ adı verilen koyu kahve renginde olan lekeler sayı bakımından normal sınırların üzerinde olursa, bebekte nörofibromatozis hastalığını düşündürecek bulgular olarak değerlendirilir. 
Göz dibi muayenesi: Baş çevresi ölçümünde normalin dışında bir değer tespit edilmiş olan bebeğe, göz dibi muayenesi yapılmaktadır. Bu bölgede saptanacak bir anormallik halinde, baş çevresi için daha ileri tetkikler yapılması düşünülür. 
Bacak muayenesi: Bebeğin muayenesi sırasında zayıflık ve güçsüzlük olması halinde, bu durum beyin fonksiyonlarının değerlendirilmesi açısından bir ipucu olarak değerlendirilir. 

Bebeğin muayenesinde istenen tetkikler nelerdir? 

Ultrasonografi: Bebekte bıngıldak kapanmaz ve olması gerekenden daha büyükse ultrasonografiyle bazı sonuçlara ulaşılabilir. 
Kontrastsız tomografi: Bebekte ultrasonografi yapılamadığında, bu tetkikten faydalanılabilir. Tetkikle karıncık boyutlarıyla, beyin zarı altındaki sıvı birikimleri kesin olarak değerlendirilir. 
MR: Bu tetkik teşhis koyulmasında zorluk yaşanan durumlarda ve beyin dokusunda olan nadir hastalıkların tespitinde son derece faydalıdır. 

Bu tetkikler sırasında bebeğin anestezi almasına gerek olmamaktadır. Bebekte yapılacak tetkiklerde öncelik ultrasonografi olmalıdır.

Bebeğe makrosefali teşhisi koyulursa

Baş çevresinin büyüklüğü tespit edildiğinde, yapılacak görüntüleme tetkikleriyle bir patoloji belirlenirse bebeğin beyin cerrahına yönlendirilmesi gerekir. Bu tetkiklerde normal değerler saptanırsa bebeğin gelişimi takibe alınır. Beyin içinde biriken sıvı nedeniyle baş çevresi büyüklüğü olduğu belirlenirse bu beyin cerrahı tarafından boşaltılır. Bunu yapmak için karın boşluğu içine yerleştirilen kanül yardımıyla beyin dokusunun basınç altında kalmasına engel olunur. Ancak genellikle baş çevresi büyüklüğü bu sıvıdan dolayı oluşmaz. Beyin dokusundaki büyüklük bebekte makrosefali oluşturur. Ailede genellikle bu sorun vardır. Bu durumda müdahaleye gerek olmadan bebeğin gelişimi izlenir. Bebeklerde makrosefali olgusuna gelişme geriliği eklenirse, bu durumda bebeğin nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Mikrosefali teşhisi nasıl koyulur?

Bebekte mikrosefali teşhisi yapılırsa bunun da kalıtımsal olduğu düşünülebilir. Buradaki en önemli şey, baş çevresi ölçümündeki sapmanın değerlendirilmesi ve miktarının ne olduğudur. Normal değerin 3 üzerinde olan sapmalarda, beyin fonksiyonlarında bozulma izlenebilir. Beyinde yavaş büyüme olurken, fonksiyonlarında bozulmalar olabilir. Fonksiyonlarında yavaş bir gelişme görülür. Bebekte bıngıldak daha erken dönemde kapanma gösterir. Bu durumda cerrahi müdahale yapılmış olsa bile, beyin fonksiyonlarının kazanılması oldukça güç bir hale gelir.

Çocuğunuzu Mutlu Yetiştirmenin Yolları

01:42
Tüm anne ve babaların ortak sorunudur mutlu çocuk yetiştirmenin yolları. Her aile çocuğunun her zaman mutlu olmasını ve her zaman başarılı bir birey olmasını ister. Yapılan bir çok araştırmada mutlu olan çocukların, mutsuz bir hayat süren çocuklara oranla çok daha başarılı olduklarını göstermiştir. Bu nedenle çocuklarımızın mutluluğu şu hayattaki en önemli önceliklerimiz arasında olmalıdır.

Genelde yaşanan durum şudur. Annenin önceliği hep çocuğunun beslenmesidir. Aslında bu yanlış değildir. Ancak aynı önem çocuğun ruh haline verilmez. Örneğin çalışan bir anne evini arayıp çocuğundan haber almak istediğinde evde çocuğu ile ilgilenen kişiye ilk sorusu yemeğini yedi mi ya da ödevini yaptı mı olur. Ancak bunun yerine mutlu mu ve yüzü gülüyor mu sorusu çok daha öncelikli olmalıdır. Çünkü aslında her şey mutluluktan ve iyi bir ruh halinden geçer. İşte bu noktada mutlu çocuk yetiştirmenin sırları aslında sizin yapacağınız küçük detaylarda gizli. Uzmanların mutlu çocuklar için yapmamız gereken doğrularını araştırdık. İşte bu doğrular.

Çocuğunuzu Arkadaşları ile kıyaslamayın

Aslında bu her yaş için geçerlidir. Kimse bir başkası ile kıyaslanmaktan hoşlanmaz. Ancak çocuklarda durum daha ciddidir ve kesinlikle çocuklar yaşıtları ile kıyaslanmamalıdır. Özellikle uzmanların bu konunun altını çizdiklerini söylemek isteriz. Sadece arkadaşları, kuzenleri ile değil. Çocuğunuzu kardeşleri ile de kıyaslamayın. Bu durum ileride ciddi bir özgüven eksikliğine ve mutsuzluğa neden olabiliyormuş.

Ona sorumluluk verin

Sorumluluk alan ve bunu isteyerek yapan çocuk mutlu olmayı her zaman başarır. Sofra hazırlamada yardım isteyin, beraber kekler, kurabiyeler yapın. Ona çiçekleri sulatın. Yapabileceği ve yaparken kendini yaralamayacağı her türlü sorumluluğu vermeye çalışın. İşe yaradığını düşünen çocuk mutlu olacak ve sorumluluk sahibi bir birey olma yolunda emin adımlar atacaktır.

Her fırsatta sevginizi gösterin

Özellikle iş hayatı ve günün stresi derken aileler malesef çocuklarına gereken sevgiyi veremezler. Ancak şu bilimsel bir gerçektir. Çocukların büyümesinde yeme içmeden çok, en büyük etken sevgidir. Ona sevginizi göstermiyorsanız her gün en faydalı gıdalarla besleseniz ne olacak? Mutsuz içine kapanık bir çocuk olacak. Ona her fırsatta sarılın ve seni seviyorum cümlesini sık sık söyleyin. Saçlarını okşayın ve yaşı kaç olursa olsun onu her zaman öpüp koklayın. Dünyadaki en önemli şey anne, baba sevgisidir. Unutmayın evinde sevgi ile büyüyen çocuk çok sağlıklı bir karaktere bürünür.

Şiddet ve yüksek sesli bağırmalara dikkat

Genelde çocukların sabır zorlama yeteneğine sahip olduklarını hepimiz biliriz. Ama adı üzerinde çocuk onlar. Yetişkin gibi davranmasını beklemek onlara biraz haksızlık olmaz mı? Şiddet konusuna zaten değinmiyoruz. Eğer geleceğin suçlusunu yetiştirmek istiyorsanız çocuğunuza şiddet uygulamanız yeterli. Şiddet istisnasız bozuk bir psikolojiye ve karakteri bozuk bireylere neden oluyor. Ses yükseltmeye gelirsek çocuğunuza yaptığı her yanlışta bağırmak, çağırmak ve onu aşağılamak ona yapabileceğiniz en büyük kötülüklerin başını çeker. Kesinlikle içten içe bir mutsuzluğa, içine kapanıklığa, anne ve babaya içten içe nefret beslemeye ve sonuç olarak karakteri bozuk bir yetişkin olmaya kadar gider. Çevrenizle nasıl saygılı iletişim kuruyorsanız çocuğunuzla da kesinlikle saygılı bir iletişim kurmalısınız.

Her zaman tutarlı olun

Buna vermiş olduğunuz sözleri tutmakla başlayabilirsiniz. Yani ona tutamayacağınız sözler verirseniz size olan güvenini ciddi anlamda sorgulamasına neden olursunuz. Bu nedenle çocuğunuza bir söz vermeden önce durup bir düşünün bu yapabileceğiniz bir söz mü diye. Bunun yanında ona kötü alışkanlıklardan bahsettikten sonra balkona gidip sigara içiyorsanız bu ciddi bir tutarsızlık örneğidir ve yüksek ihtimalle çocuğunuz da büyüdüğünde sigara içebilecektir. Yalan söylemek çok yanlıştır deyip sonra çocuğunuzun yanında yalan söylerseniz çocuğunuz bunu sorgulamaya başlar. Dedikleriniz ve yaptıklarınız kesinlikle birbirini tutmalıdır.

Şunu unutmayın çocuklar fiziksel olarak küçücük görünseler de beyin olarak son derece büyüktürler aslında. Ona söylediğiniz her şeyi her harfi ile not alır ve hiç unutmazlar. Onun yanında konuştuklarınızı dahi not alabilir. Mutlu bir çocuk olmasını istiyorsanız da aslında yapılacak şey çok basit. Her zaman ve her fırsatta çocuğunuza sevginizi gösterin. Ona sık sık sarılın. Her gün ona gününün nasıl geçtiğini sorun. Tıpkı bir yetişkin gibi oturun ve onunla sohbet edin. Asla ona küçükmüş gibi davranmayın ve söylediklerini büyük bir dikkatle dinleyin. Her fırsatta onunla beraber oyunlar oynamayı da ihmal etmeyin.

Unutmayın mutlu bir çocuk hayata her zaman bir sıfır önde başlar. Hem akademik hem de psikolojik hayatını ciddi anlamda etkiler ve hedeflerine çok daha kolay ulaşır. Arkasında onu seven ve ona değer veren bir ailesi olduğunu her zaman bilir.

Çocuklarınıza Sebze Sevdirmenin Yolları

04:12
Genelde bir çok annenin ortak sorunudur çocuklara sebze yedirmenin yolları. Sebze sevmeyen çocuk sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Ancak sadece çocuklar değil yetişkinler arasında da sebzeye kötü bakan ve sebze yediğinde doymadığını ya da tatmin olmadığını söyleyen çok fazladır. Ancak sebzenin faydaları uzmanlar tarafından sürekli olarak gündeme getirilir ve düzenli olarak tüketilmesi önerilir.




Yetişkinler arasında da genelde sevilmeyen sebzeyi tüketmenin kesinlikle size hitap eden yolunu bulmalı ve tüketmelisiniz. Çünkü çağımızın korkunç hastalığı olan kanserden tutun da bir çok önemli hastalığa karşı bugün sebzelerin koruyucu nitelikte olduğu uzmanlar tarafından vurgulanmakta. Özellikle çocuklar için sebze son derece önemli. Peki çocuklara sebze sevdirmenin yollarını biliyor musunuz? Eğer çocuğunuzun önüne sevmediği bir tabak sebze yemeğini koyar ve zorla yedirmeye çalışırsanız hayatı boyunca o sebzeden nefret edecektir. Bu nedenle böyle bir taktik yerine ona sebzeyi sevdirmenin yollarına başvurmalısınız. Ayrıca sadece çocuklar için değil yetişkinler için de geçerlidir bu durum. İşte size ve çocuklarınıza sebzeyi sevdirecek harika öneriler.

Köftelerin içine sebze rendeleyin

Çocuklar genelde köfte severler. Çocuğunuz hangi tarz köfteyi seviyorsa o köftenin içine iyice küçültülmüş şekilde sebze rendeleyebilirsiniz. Özellikle havuç ve kabak çok yakışır. Ancak diğer sebzeler de çok yakışır. Aynı şekilde Karnabahar da lezzetli bir köfte yapmanızı sağlar. Çocuğunuzun damak tadı alıştıkça, zamanla köfte içine koyduğunuz sebze miktarını arttırabilirsiniz.

Sebzeli börekler yapın

Çocuğunuz nasıl börek sever? Kıymalı ya da peynirli? Çok fazla ağzına gelmeyecek şekilde başlangıçta onu alıştıracak şekilde sebzeleri böreğinizin içine dahil edebilirsiniz. Pırasa böreğe çok yakışır. Deneyebilirsiniz.
Sebzeli omletler yapabilirsiniz
Yumurta her türlü sebzeyi çok güzel kaldırır. Eğer çocuğunuz omlet yemeyi seviyorsa mutfağa beraber girin ve bir sebze seçerek sebzeli omlet yapın.

Bol sebzeli mücver yapın

Sebze sevmeyen herkes genelde mücvere bayılır. Çocuğunuz için ya da evinizde sebze sevmeyen bireyleriniz için mücver yapmayı deneyebilirsiniz. Seve seve yiyeceklerdir.
Karnabahar kızartması

Karnabahar son derece faydalı bir kış sebzesidir. Ancak seveni maalesef azdır. Fakat bu sebze ile harikalar yaratabilirsiniz. Hafif haşladığınız karnabaharları yumurta ve una bulayıp kızartın çıtır çıtır ve çok lezzetli olacaktır. Ya da haşlayıp yoğurtlayın salata şeklinde tüketin ve tükettirin. Aynı tarifleri brokoli için de uygulayabilirsiniz.

Kaşıntı ve Döküntü

Hamilelik döneminde net herhangi bir nedeni bulunmaksızın geçici döküntülerin ve kaşıntı hissinin oluşması oldukça yaygın görülür. Yüksek hormon seviyeleri sizi normalde etkilenmeyeceğiniz maddelere karşı daha hassas kılabilir. Örneğin, kendinizi yüzme havuzunda bulunan klora karşı aşırı hassas hissedebilirsiniz. Vajinada kaşıntıya neden olabilecek pamukçuk ve anüs çevresinde kaşıntıya neden olabilecek hemoroid, hamilelik sırasında daha yaygın görülür.

Geniş pamuklu giysiler tercih ederek vücudunuzun nemli kalmasını sağlayın. Pamukçuk ve hemoroid için alabileceğiniz güvenli tedavileri doktorunuzla görüşün. Döküntü veya tahrişin birkaç günden uzun sürmesi halinde doktorunuzun görüşünü alın.

Tahriş Olmuş ve Hassas Ciltler

Cilt hamilelik döneminde daha hassas olma eğilimindedir. Bunun nedeni yalnızca yüksek hormon seviyeleri değil, aynı zamanda cildin daha fazla gerilmiş ve incelmiş olmasıdır. Sabunlar ve deterjanlar tahrişe veya egzama gibi daha kötü durumlara yol açabilir. Cildiniz güneş ışığına maruz kaldığında her zamankinden daha hassas hale gelebilir.

Cildinizdeki tahrişe neyin neden olduğunu tanımlamaya çalışın; çamaşır deterjanınız ya da kullandığınız bir parfüm olabilir mi? Ayrıca geniş pamuklu giysiler tercih edin ve vücudunuzun nemli kalmasını sağlayın. Uzun süreli sıcak banyolar cildinizi kurutabilir, banyo süresini minimuma indirin veya cildinizin yumuşak kalmasını sağlayacak bir banyo yağı kullanın. Son olarak, cildinizi her zaman güneş ışınlarından yüksek faktörlü (30 ve üstü) güneş kremiyle koruyun.

Sevginizi Çocuğunuza Yeterince Gösterebiliyor Musunuz ?

11:39

Her çocuk belirli dönemlerde doğru olmasa da “annem ve babam beni sevmiyor” düşüncesine kapılır. Çocuğunuza sevginizi göstermekten kaçınmayın. Unutmayın ki sevgi ortamında büyüyen bir çocuk hayatı boyunca çok sağlıklı ve başarılı bir birey olur.

İşte sevgiyi göstermenin 5 ana kuralı:

Onay sözleri:

Çocukları eğitirken başarısızlıkları eleştirme eğilimi hakimdir. Bu yaklaşım yetişkinlik yaşamında yıkıcı sonuçlar yaratabilir. Çocuk, yaptığı her doğru şey için övülmeli. Günde en az iki övgü, iyi bir hedeftir.

Nitelikli beraberlik:

Çocuğun seviyesine inilmeli. Onun ilgi alanları keşfedilmeli ve hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenilmeli. Çocuğa tüm dikkat verilerek, yanında tümüyle var olunmalı. Çocuğa günde en azında beş dakika, nitelikli beraberlik için ayrılmalı ve bu bir öncelik haline getirilmeli.

Hediye alma:

Armağanlarda aşırıya kaçarsa anlamsız olabilir ve çocuğa bir dizi yanlış değerler öğretebilir. Düşünülerek seçilmiş ve “seni seviyorum, bu yüzden senin için özel bir armağan aldım” gibi onaylayıcı ifadelerle verilen periyodik armağanlar bir çocuğun sevgi gereksinimini karşılamaya yardımcı olur.

Hizmet davranışları:

Çocuğa sürekli olarak hizmet davranışlarında bulunulmasına rağmen, belirli aralıklarla çocuk için özellikle anlamlı olan bir iş yapılmalı. Büyükler için çekici olmayan, fakat çocuk açısından çok önemli olan bir iş ele alınmalı. Daha çok yönlü bir ebeveyn olmak için akademik veya mekanik alanda yeni bir hüner öğrenilmeli.

Fiziksel Dokunuşlar:

Öpme kucaklama ve dokunma çocuğun sevgi deposu için önemlidir. Her çocuğun yaş, huy, sevgi dili konuları göz önüne alınmalı ve bu konuda eşsiz bir yaklaşım belirlenmeli. Onlar büyüdükçe, onaylama amacı ile dokunma alışkanlığını sürdürme konusunda duyarlı olunmalı.

Boşanan Aileler ve Çocukları

03:32

Bir çocuk fiziksel ve duygusal gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk ayrı ayrı hem annesinin hem de babasının ilgisine, sevgisine ve bakımına muhtaçtır. Çocuğun gözünde anne ile babanın fonksiyonları farklıdır. Biri diğerinin yerini tam olarak dolduramaz.



Boşanma hiçbir çocuğun hiçbir zaman istemediği fakat sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu bir durumdur.
Boşanmayı çocuğun dünyasından onların gözleri ve duyguları ile inceleyecek olursak çocuğun bulunduğu pozisyonu daha net kavrayabiliriz.

Çocuksu düşünceye göre çocuk dünyanın merkezinde kendini görür. Kendini dünyanın merkezinde görme çocuk düşüncesine göre evrensel bir durumdur. Bu nedenle çocuk boşanmadan dolayı kendini suçlu hisseder.

Anne babası boşanan çocuk, o yaşta yaşayabileceği en zor tramvayı yaşar. Çünkü çocuk düşünüsüne göre çocuk önce anne babasına güvendikten sonra kendine güvenebilir ve özgüven geliştirebilir. Dolaysıyla onun dünyada en çok güvendiği iki kişi vardır: annesi ve babası. Onlar birbirini terk ettiğine göre hayatta her şey olabilir. “Birbirlerini terk ettiklerine göre onu da terk ederler mi? Kendisine ne olacak? Ona kim bakacak? Ya da ebeveynlerine ne olacak?” Bu gibi sorunlar çocuğun kafasını inceden karıştırmaya başlar; duygusal dünyasını altüst eder. Zaten devamlı didişen bir anne baba ortamında yetişmek çocuk için oldukça zor bir durumdur.

Çocuk kaç yaşında olursa olsun çevresinde olan biten duygu dünyasında depolanır. İşin en zor tarafı çocuğun bilişsel gelişim açısından (7 yaş altı çocuklar) soyut düşünemediği için sıkıntılarını yetişkinler gibi sözel olarak ifade etme yetisine sahip değillerdir. İşte bu nedenle çocuk sıkıntılarını daha çok alt ıslatma, tırnak yeme, tikler, çalma ya da sık sık hastalanma vb. davranışlar olarak dışarıya yansıtır. Ayrıca çocuk depresyonu gelişebilir.

Boşanma çocuktan saklanmayacak bir durumdur. Çocuğu korumak adına boşanmayı çocuktan saklamak bir çözüm değil aksine bir çözümsüzlüktür. Tam tersine çocuğa olan bitenleri gelişimsel düzeyine göre anlayabileceği basit cümlelerle açıklanmalıdır. Burada özellikle boşanmanın anne babayı ilgilendiren bir sorun olduğu kendisinin bu konuda hiçbir sorumluluğu olmadığı vurgulanmalı, çocuğa anne babasının onu çok sevdiği ve her zaman sevecekleri; ihtiyaçlarının karşılanacağı, anne babanın ikisinin de olduğu bir ortamda samimi bir dille anlatılmalıdır. Bu nokta samimiyetle halledildikten sonra ikinci merhale olarak anne babanın anlaşamadıkları ve birbirlerini fark etmeden incittiklerini, daha fazla incitmemek için boşanmalarının daha iyi olacağını ancak kendini ilgilendiren her konuda anne babanın birlikte hareket edeceklerini ve her zaman kendisinin yanında olacakları çocuğa vurgulanmalıdır.

Ebeveynler çocuğa boşanacaklarını anlatırken boşanma kelimesini açık ve net kullandıktan sonra çocuğa üzüleceğini bildiklerini belirli bir süre bu duruma katlanması gerektiğini; ama boşanmada çocuğun hiçbir suçu ve sorumluluğu olmadığını söylerse hem çocuğa üzüntüsünü yaşama fırsatı verirler hem de çocuk üzüntüsünü içine atmaz ve gülmek gibi bazen hayatımızda üzüldüğümüzün de normal bir hayat olayı olduğunu deneyimleyerek öğrenme şansı vermiş olurlar.

Boşanma ailenin dağılması ve ardından yeni bir düzenin kurulmasını gerektiren çok zor ve sancılı bir süreçtir. Çocuk için travmatik bir durumdur. Ancak boşanmada çocukta travma yapan şey boşanmanın kendisi değil ebeveynlerlerin bu krizi nasıl yönettikleridir. Ebeveynler en az travma ile çocuğun bu aşamayı atlatabilmesi için bazı şeyleri kesinlikle yapmalıdır.

Bunlar:
  1. Eşler çocuğun yanında birbirlerini kötülememeli ve suçlamamalıdır.
  2. Ebeveynler çocuğu taraf tutmaya zorlamamalıdır. Bu durum boşanma süreci ve sonrasında ebeveynlerin en çok içine düştükleri tuzaktır. Kendileri eşlerine çok kırgın ve kızgın olabilirler. Ancak çocuk her iki ebeveyni de eşit derecede sever. Çocuğun en çok nefret ettiği yapamayacağı ve asla yapmak istemeyeceği bir şey varsa o da anne ve babası arasında seçim yapmak zorunda bırakılması veya bunun ima edilmesidir. Çocuk bu yükü kaldıramaz ve bu yük altında ezilir. Unutmayın eşiniz çocuğunuz için dünyada en önemli kişidir. Boşanma sürecinde ve sonrasında ebeveynler kendi canlarının yandığı bir noktada bireyselliklerini kaybedip tepkisel davranarak çocuğu kendi tarafına çekmek isterler.
  3. Boşanma sonrasında çocuk babasına benzemek ya da annesi gibi olmakla asla suçlanmamalıdır.
  4. Boşanma krizi esnasında çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal bakımı ihmal edilmemelidir.
  5. Boşanma sonrasında çocuk bir annenin evine sonra babanın evine çanta gibi oradan oraya taşınmamalıdır. Ebeveynlerinden birinin evi çocuğun asıl evi adledilmeli diğer ebeveyn düzenli aralıklarla çocuğu görmelidir. Son yıllarda büyük şehirlerde varlıklı ailelerin çocuğun psiko sosyal gelişimi için hiç de sağlıklı olmayan bir yöntem tutturdukları gözlenmektedir. Çocuğa bir ev almak ve dönüşümlü olarak ebeveynlerden birinin çocuğun yanında kalması. Çocuk ebeveynlerinin bakımına ve gözetimine muhtaçtır. Çocuğun evi olmaz. Ebeveynin evi olur. Çocuk orada kalır. Bu durum çocuğun kafasında kargaşaya neden olur. Annesi ve babasının boşanması nedeniyle zaten çocuğun ayağının altındaki zemin sallanmaktır. Her an yalnız kalabileceğini ya da burada terk edilebileceğini düşünebilir.
  6. Çocuğun hayatında nelerin değişip nelerin değişmeyeceği açık ve net bir şekilde çocuğa anlatılmalıdır.
  7. Çocuğa diğer zamanlarda nasıl yaklaşılıyorsa boşanma esnasında ve sonrasında da aynı psiko pedegojik yaklaşımla yaklaşılmalıdır. Çocuğa makul ve net sınırlar çizilmelidir. Unutulmamalıdır ki sınırsızlık ve kuralsızlık çocuğu tedirgin eder ve güvenini sarsar. Her çocuğun annesinin ve babasının sınırlar koyarak onu yönlendirmesine ihtiyacı vardır.
  8. Çocuk asla annesine ve babasına yollanmakla tehdit edilmemelidir.
  9. Mümkün olduğu kadar çocuğa ailenin mutlu günleri ve var olan iyi aile hikayeleri anlatılmalıdır.
  10. Çocuk ebeveynlerden birinin yanına gittiğinde diğer ebeveyn ötekinin ne yaptığı konusunda çocuğu sorgulamamalıdır.
  11. Ebeveynlerden biri çocuğa asla annen ya da baban seni sevmiyor dememelidir. Bu çocuğun ruhunu yaralar.
  12. Ebeveynler eşinden öç almak amacıyla çocuğu kullanmamalıdır. Boşanma süreci ve sonrasında ebeveynlerin en çok yaptığı hatalardan biri budur. Boşanmada ilişki duygusu kötü bir şekilde bittiğinden ne yazık ki evlilikte halledilemeyen problemler bu sefer çocuk üzerinden devam ettiriliyor. Bu durum çocuğun dayanamayacağı kadar ağır bir yüktür. Bu nedenle eğer boşanmak kaçınılmaz hale gelmiş ise çift boşanmadan önce bir aile terapistine gitmeli ve yardım almalıdır. Yani birbirlerine gönül rahatlığı ile güle güle deyip bir misafiri kapıdan uğurlar gibi rahatça uğurlayacak duygu tonuna gelmelidirler.
  13. Çiftler birbirinden boşansalar da çocuk ebeveynlerinden hiçbir zaman boşanamaz. Ebeveynler bu durumu göz önünde bulundurarak boşanma süreci ve sonrasındaki davranışlarında çocuğun bundan beş yıl on yıl sonrasındaki sosyal uyumunu göz önüne getirerek hareket etmelidirler.
  14. Şurası unutulmamalıdır ki çocukla ne kadar zaman geçirdiğimiz değil nasıl zaman geçirdiğimiz önemlidir. Bu nedenle ebeveyn çocukla geçirdiği zamanda gayet samimi ve içten olmalıdır. Aksi durumun faydası yoktur. Çocuk bunu sezer ve kendini kötü hisseder.
  15. Unutulmamalıdır ki boşanmanın kendisi değil boşanma sürecinin ve boşanma sonrası sürecin her bir ebeveyn tarafından nasıl yönetildiği asıl çocuğu etkileyen şeydir.

Cezayla Çocuğun Davranışı Düzeltilemez !

03:29

Evde çocuğunuz her yeri dağıtıyor, dışarı çıktığınızda bir şeyin alınması için ağlıyor, akşamları yemek saatinde zor yiyorsa ceza işe yaramaz! Unutmayın siz yetişkinsiniz, o ise bir çocuk !

Çocuk eğitiminde etkili olabilmek ve çocukla sağlıklı ilişkiler kurabilmek için ilk adım nedir, biliyor musunuz? Çocuğu çocukluğuyla yanı yaşının getirdiği doğal sınırlamalar ve yetersizliklerle kabul etmektir.

Çocuk çocuktur, yetişkin değil! Onun şimdiden yetişkinler dünyasına ayak uydurmaya çalışmasını bekleyemezsiniz. Yaşından büyük davranışlar göstermesini ve beklentilerinize uymadığı için kızıp onu eleştiremezsiniz.

Kendinizi onun yerine koyarak işe başlayabilirsiniz. Bunun için de küçük bir alıştırma yapabilirsiniz. Bu hafta içinde en az iki kere kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak evinize, çocuğunuzun odasına, ev içi yaşantınıza, kendinize çocuğunuzun gözleriyle bakmaya çalışın. Çocuğunuzun hayatının nasıl olduğunu anlamaya çalışın. Onun yerinde olsanız ne düşünürdünüz?

Çocuğunuzun ‘kabul edilemeyen’ davranışları karşısında ne yapmalısınız?

Mesela çocuğunuz her yeri dağıtıyor, dışarı çıktığınızda bir şeyin alınması için ağlıyor, akşamları yemek saatinde zor yiyor ya da okuldan geldiğinde derslerini yapmıyorsa… Bu gibi durumlarda ona ceza vermeden de engel olabilirsiniz.

Kabul edilemeyen davranışı yapmadan önce…

1. Çocuğa önleyici açıklamada bulunun:

Beklentilerinizi onun davranışından önce açıklayın. Onunla konuşun. Mesela sokağa çıktığınızda ağlamasından dolayı sinirlendiğinizi, ağladığı için onunla dışarı çıkmanın hiç keyifli olmadığını söyleyin.

2. Rutini değiştirin:

Çocuğa kızmamak için tedbir alın. Mesela akşamları zor yemek yiyorsa, yemek saatini daha öne alabilir veya çocuğa daha önce yemek verebilirsiniz.

3. Çocuğunuza örnek olun:

Çocuğunuzun düzenli olmasını istiyorsanız, önce sizin düzenli olmanız gerek. Sözünü tutmasını istiyorsanız, önce sizin verdiğiniz sözleri tutmanız gerek.

4. Güzel alışkanlıklar kazanmasına yardımcı olun:

Çocuklar kendilerinden beklenen davranışların neler olduğunu ve nasıl yapılacağını çoğunlukla bilmezler. Mesela ‘Odanı topla’ dediğinizde ona bunu nasıl yapacağını göstererek yardımcı olmak gerek. Kitaplar raflara, oyuncaklar şu köşeye…

5. Onu takdir edin : 

Beğendiğiniz her güzel, kabul edilir davranışı takdir etmek, onun tekrar edilmesi için vazgeçilmez bir etkendir.

Kabul edilemeyen davranış sırasında…

1. Nedenini düşünmek:

Çocuk kabul edilmez davranıyorsa yaramazlıktan başka nedenleri de olabilir. Mesela yemek yemiyorsa; belki çok yorgun, uykusuz ve bir hastalık başlangıcı olabilir. Veya bir derdi vardır. Bunu düşünerek hareket etmek, kızıp sinirlenmekten çok daha yararlıdır.

2. Alternatif sunmak:

Kabul edilmez davranışın yerine yapabileceği kabul edilir bir davranışı göstermek, yani sadece ‘yapma’ dememek ama onun yerine neyi yapmasını beklediğinizi açıklamak, seçim yapmasına yol göstermek gerek. Mesela oyuncaklarını salona getiriyorsa, salonda sizinel beraberken oynayabileceği bir köşe göstermek iyi bir yöntem olacaktır.

3. Duygularınızı belirtmek:

Duyguları ifade etmek kişiyi rahatlatır, sakinleştirir ve aynı zamanda kızgınlığını biriktirmesine engel olur. Çocuk da yarattığı olumsuz etkiyi anlamış olur. Mesela oyuncaklarını salona getirdiği zaman onları toplamak zorunda kaldığınızı ve yorulduğunuzu, bunun ardından tekrar getirdiği zaman artık kızdığınızı dile getirebilirsiniz.

Kabul edilemeyen davranıştan sonra…

1. Etkileri göstererek pişmanlık duyurma:

Çocuk kabul edilemez davranışının sonucunda ortaya çıkan zararın ne olduğunu görmeye başlamalıdır. Bu şekilde çevresi ve diğer kişiler hakkında bilinçlenir. Başkasının üzüntüsüne, rahatsızlığına ve acısına sebep olduğu düşüncesi, çocuğa yaptığı davranıştan ötürü kendini suçlu hissetmeye ve pişmanlık duymaya yöneltir. Bu da çocuğun vicdan geliştirmesini sağlar.

2. Davranışlarının sonuçlarını yaşamasına müsaade etme:

Bütün yaklaşım ve ikazlara rağmen çocuk kabul edilmez davranışta ısrar ederse, davranışının sonuçlarını artık yaşamalıdır. Ancak bu, suçla aynı anlamda ve eşit olmalıdır. Mesela, bütün ikazlara rağmen salonda top oynamaya devam eden çocuğun elinden topu bir süre için alınır. Uygulanan yöntemin suçu hatırlatması da önemlidir. Mesela bütün ikazlara rağmen duvarı boyayan çocuğun duvarı silmesi istenirse çocuk davranışı üzerinde düşünebilecektir. Böylece davranışını düzeltmesi için imkan tanınmış olacak ve bu da ona telafi etme, kendini affettirme, suçluluk duyma olanağı verecektir.

Çocuklardaki Tehlike ! Bağırsak Parazitleri

03:12
Bağırsak parazitleri, bağırsaklarımızda yaşayıp beslenen, istenmeyen misafirlerdir. Her yaşta çocuk veya erişkin parazitlerle karşılaşıbilir. Korunmada hijyen kurallarına uymak önemli olsa da bazılarının yumurtaları hava yoluyla da yayıldığından, özellikle okullarda, yuvalarda toplu olarak bir arada bulunan çocuklar kolayca parazitle karşılaşabilirler. Dünya üzerinde, temiz su kaynaklarının bulunmadığı, hijyen koşullarının kötü olduğu bölgelerde parazit sıklığı daha da artmaktadır.
En sık görülen bağırsak parazitleri oksiür ( kılkurdu), askaris (yuvarlak solucan), giardia, amip gibi türlerdir.

Belirtileri Nelerdir ?

Bağırsak parazitleri çok faklı belirtilere yol açabilir:
  • Karın ağrısı
  • İştahsızlık
  • İshal
  • Artmış bağırsak gazı
  • Makatta kaşıntı
  • Uykuda huzursuzluk, diş gıcırdatma
  • Uykuda ağızdan salya akması
  • Burunda kaşıntı
  • Vücutta kaşıntı
Bu belirtilerden biri veya birkaçı saptandığında, parazit olasılığı akla gelmeli ve gerekli testler yapılmalıdır.

Nasıl Anlaşılır ?

Kesin tanı için, gaita incelenmesi gerekir. İlk testte parazit veya yumurta saptanmazsa, test 3 defa tekrarlanabilir. Özellikle kıl kurdunda, gece huzursuzluğu sırasında çocuğun altı açılıp bakıldığında makatta açık renkli, yaklaşık 1 cm uzunluğunda kıl kurdu görülebilir. Kıl kurdu, gece saatlerinde yumurta bırakmak için makata gelir. Sabah tuvalete gidip temizlik yapılmadan, makattan şeffaf bant yapıştırılıp alınan örnekte de yumurtalar saptanabilir.

Parazitin cinsinin anlaşılması hem uygun tedavinin saptanması , hem de kılkurdunda olduğu gibi eğer gerekiyorsa tüm aile bireylerine tedavi verilebilmesi için önemlidir.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Parazitin cinsine göre, doktorunuz uygun ilaçlarla tedavi verecek, gerekiyorsa aile tedavisi önerecektir.

Nasıl Korunabiliriz ?

Çocuklarımıza el yıkama alışkanlığını kazandırmamız çok önemlidir. Bu alışkanlık, pek çok başka hastalıktan olduğu gibi bağırsak parazitlerinden korunmada da işimize yarayacaktır. Tuvaletten sonra, bir şey yemeden önce, parkta oynayıp eve geldiğinde mutlaka el yıkanması sağlanmalıdır.
  • Çocukların ve onların bakımına yardımcı olan herkesin el tırnakları kısa kesilmiş olmalıdır.
  • İçtiğimiz suların temizliğinden emin olmalıyız.
  • Çiğ yenen sebze ve meyveleri iyice yıkamalıyız.
  • Eti iyi pişmiş olarak tüketmeliyiz.
  • Ev dışında, temizliğinden emin olmadığımız suları veya nasıl yıkandığını bilmediğimiz çiğ sebze, meyveyi tüketmemeliyiz.
  • Çocukların yatak eşyaları, oyuncakları yüksek sıcaklıkta yıkanmalıdır. Buna özellikle toplu bulunulan yuva, okul gibi ortamlarda özen göstermeliyiz.
  • Kılkurdu gibi parazit yumurtaları günışığına dayanıksız olduğundan çocuk odalarının gündüz aydınlık olması sağlanmalıdır.

Gebeliğinizde Unutkanlık Yaşıyorsanız...

03:08
Hamilelik döneminde unutkanlık yaşıyorsanız; bu durum beslenmenizle ilgili olabilir. Hamilelikte beslenme, bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. B12 vitamini, folik asit veya demir eksikliğinde böyle bir sorun yaşanabilir.

Hamilelik döneminde unutkanlığınızda önemli oranda bir artış olabilir ve kendinizi biraz sersem hissedebilirsiniz. Bu dönemde yaşanan unutkanlık normaldir. Hamilelik sırasında yaşanılan bu duruma etrafınızdakiler bazen inanmasa da, bu konuda çalışan bilim adamları bu duruma ‘baby brain fenomeni’ ismini bile vermişlerdir. Yani bu; hamilelik sırasında ve erken annelik döneminde annenin düşünce hızının yavaşlaması, basit unutkanlıklar yaşaması ve daha duygusal olması şeklinde açıklanabilir.

Yalnız Değilsiniz 

Hatta bu dönemde hamileler üzerinde yapılan bazı çalışmalarda, hamilelerin karşılarındaki kişinin yüz ifadelerinden duygularını anlayabilme hisleri daha yüksek bulunmuştur. Bu nedenle ‘Bu değişiklikler doğacak olan bebeği daha iyi anlamanıza ve önem sıralarınızı değiştirmenize yönelik hazırlıklar mıdır?’ konusu da yapılan tartışmaların içerisindedir. Vücudunuzdaki değişikliklerin sinyallerine kulak verin. İlk başlarda bunu fark ettiğinizde bu bir hastalık belirtisi mi diye çok korkabilirsiniz. Halbuki bu, vücudunuzdaki değişimlerin sinyalleridir. Şu son dönemde ‘Bu aralar bende bir hafıza kaybı, söyleyeceğim şeyi unutma, telefonumu orada burada bırakma halleri mevcut, hatta eşim ve arkadaşlarım ciddi endişelenmeye başladı’ diyor ve ‘Yalnız mıyım?’ diye düşünüyorsanız, endişelenmeyin! Unutkanlık yaşayan tek anne adayı siz değilsiniz.

Nörolojiye Gidin

Hamileliğin ilerlemesiyle beslenme şekliniz, biraz da bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. Eğer unutkanlıklarınızda gittikçe bir artış oluyorsa, beslenme dengenizle ilgili bir problem olabilir. Çünkü hamilelikte uygulanan beslenme şekli, bebeğin ve sizin ortak ihtiyaçlarınıza göre belirlenir. Birtakım vitamin ve minerallerden ya da proteinden fakir besleniyorsak buna bağlı unutkanlık geliştirmiş olabiliriz. Böyle bir durumda sizi takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanınızla görüşüp gerektiğinde bir nöroloji uzmanına başvurabilirsiniz. Bilindiği üzere B12 eksikliği önemli bir unutkanlık nedenidir. Aynı şekilde folik asit ve demir eksikliğinde de böyle bir durum söz konusudur.

Uykusuzluk bu sorunun nedeni

Gebelik döneminde uyku düzeni değişir. Düzenli uyku uyuyamamak, özellikle de gece uykularındaki sorunlar bile tek başına unutkanlık nedeni olabilir. Bu nedenle hamilelikte gelişen unutkanlıkta bu durumu da göz ardı etmemek gerekir. Yeni gelecek olan bebeğin heyecanı, öncelik sıralarımızı etkileyecektir. Bu da konsantrasyon güçlüğüne neden olabilir. Hormonlarınızın yarattığı duygusal durumunuz itibari ile her türlü refleksiniz bebeği korumaya yönelik ve her türlü zihinsel faaliyetiniz de bebekle ilgili olacaktır.”

Anneler tedbirli olmalı

Bir not defteriniz olsun ve önemli işlerinizi not edin, ama arada not defterinize bakmayı da ihmal etmeyin.
Yeni öğrendiğiniz isimleri içinizden birkaç defa tekrar edin. Böylece bellekte daha uzun süre yer etmesini sağlarsınız.
Yakınlarınıza bu durumun gebelikte normal olduğunu söyleyin.
Kendinizi hiçbir konuda fazla zorlamayın.

Doğum Kilolarınızı Vermek için...

01:49

Kilo aldırmayacak ve anne sütünü azaltmayacak  şekilde beslenilmeli

Doğumdan sonra emzirme dönemi çok önemlidir. Bebeğin beslenmesinin etkilenmemesi için anne sütünü azaltmayacak kaliteli bir beslenme planı uygulanmalıdır. Tahıl, süt, sebze, meyve ve et grubuna mutlaka yer verilmelidir. Üç ana öğün düzeni sağlanarak bu çeşitlilik sağlanmalıdır. Et grubuna öğle ve akşam yemeklerinde tavuk, balık ve kırmızı et ile yer verilebilir. Sebzeler, salata ya da yemek olarak tüketilebilir. Sabah kahvaltıda süt ve peynir mutlaka olmalıdır. Bunun dışında ceviz, fındık, badem de önerilmektedir. Her üç öğünde de mutlaka ekmek ve salata olmalıdır. Ekmek yerine bazen sıvı alımını artırmak amacıyla çorba tüketilebilir.

Diyet için bekleyin

Doğumdan sonra ilk aylar annenin ve bebeğin uyku düzeninin oturtulmaya başladığı dönemdir. Bunun için hemen (çoğunlukla 4 aya kadar) bir diyet programı uygulanmasını önerilmemektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler. Çoğunlukla bebekleri için ilgilendikleri için bu dönemde saatlere ve listeye uymaları oldukça güçleşmektedir. Özellikle bu dönemde saatleri düzenlemekte anneler zorlandığı için listeye bağlı kalamamaktadırlar. Bunun için başta bir listeye bağlı kalmasından çok sıvı alımının artırılması, tahıl, süt, sebze gibi gruplara yer verilmesi konusunda dikkatli olunabilir. Uygulanan diyet programı ile emzirme dönemi devam ettiği için annenin ayda 2-2,5 kg bile vermesi yeterlidir. Önemli olan verilecek olan hedef kiloyu başta çok yüksek tutmamaktır. Saat 07.00-09.00 arası kahvaltı, 12.00-14.00 arası öğle yemeği, 18.00-20.00 arası akşam yemeği yenilmesine özen gösterilmelidir.

Hangi besinden ne kadar tüketmelisiniz?

Annenin günlük alması gereken kalori emzirme döneminde kilosu bazında değişkenlik göstermektedir. Genelde günlük 2.000 kaloriyi bulabilmektedir. Çünkü emzirme ile de 300-400 kalori kaybının da karşılanması gerekmektedir. Örneğin; et ve et gruplarından birer köfte kadar et 70 kaloriye denk gelmektedir. Süt grubu ortalama 150 kalori gibi hesaplanmaktadır. Anneler bir dilim ekmek 70 kalori, bir kase çorba 150 kaloriyi bulabilir. Çorbalar çok yağlı yapılmamalıdır. Meyveler emzirme döneminde gaz yapabileceğini düşünerek komposto olarak önermekteyiz. Meyvelerin bir porsiyonu 45-50 kaloridir. Sebze grubu da ortalama 60-70 kaloridir. 4 kaşık sebze yemeği 70 kaloriye denk gelmektedir. Etli bir sebze yemeği ise bunun kalorisi 150’yi bulabilmektedir. Bir öğünde 8 kaşık sebze yemeği ya da 4-4 olarak iki öğüne dağıtarak tüketilebilir.

Bol bol sıvı alın

Doğumdan sonra bebek emzirilirken Hamilelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır. Emziklilikte su metabolizmasında artış vardır. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan toplam sıvı miktarı yaklaşık 3000 ml olmalıdır. Bu miktar pratik ölçüler ile 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde önerilmelidir. Çay, kahve gibi içeceklerin süt verimini azalttığı bilinmektedir.

Doğum kilolarınızdan kurtulmanızı sağlayacak öneriler :
  • Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.
  • Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.
  • Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir.
  • Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çayı kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
  • Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir. Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir. Bireysel özelliklere göre gaz yapıcı besinler çıkartılabilir.
  • Vitaminlerden zengin sebze ve meyveler diyette her öğün olmalıdır.
  • Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar tüketilmemelidir.
  • Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir.
  • Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden birisidir.

Bir Annenin Trajikomik Durumları...

01:34
Kadınlar için annelik kutsal bir durumdur. Değerleri anlatılamaz annelerin. Hal böyle olunca annelikle alakalı bir çok şey yaşıyor kadınlarımız. Bunları resimleyen bir sanatçı, hepsini çok güzel bir yolla dile getirmiş. Sizler için bir kaçını derledik...


Annelerin en büyük sorunlarından birisi de uykusuzluktur.


Ve bebek beziyle yapılan savaşlar.

Size çocuğunuzun en tatlı yerini sorsalar vereceğiniz cevaplar hazırdır.


  
Anne olduğunuzda yetenekleriniz de artar.

Bebeğinizi Rahatlatmak İçin Masaj Yapın...

01:24
Masaj için Hazırlık

Çevrenin Düzenlenmesi:
  • Anne/baba ve bebeğin, mümkün olduğunca rahatsız edilmeyeceği bir ortam ayarlaması yapmak. Örneğin telefonu sessiz moduna almak, dış kapıya “rahatsız etmeyin” uyarıları asmak gibi…
  • Oda ısısının ılık olmasını sağlamak, hava akımının olmadığı bir yerde, bebeğin üzerine düşebilecek nesnelerden, çay/kahve gibi sıcak içeceklerden uzakta masaj yapmak…
  • Kullanılacak malzemeleri ulaşabilecek uzaklığa yerleştirmek…
  • Hem anne/baba hem bebeği rahatlatması açısından müzik ve aromatik esanslar kullanmak. Müzik aynı zamanda masaja ritim de kazandıracaktır.
Zamanlama:

Masaj her gün ve doğru zamanda yapılmalıdır. Bebeğin aç olmadığı, huzurlu ve masaja hazır olduğu bir zaman dilimi seçilmelidir. Bebek yorgun ve huysuz bir dönemindeyse masaj ertelenmelidir. En uygun zaman, besinlerin henüz sindirildiği ve bebeğin henüz acıkmadığı dönem olan beslenmeden 1-1,5 saat sonrasıdır.

Annenin/Babanın Hazırlığı:

Elleri yıkamak, ellerin uygun ısıda olmasına, tırnakların kısa olmasına, yüzük, bileklik gibi takıların çıkarılmış olmasına dikkat etmek.
Anne ya da baba, bebeğinin karşısına geçmelidir, böylelikle göz temasını sağlar ve masaj süresince devam ettirir.

Pozisyon:

Anne/baba büyük bebeklere beşik pozisyonunda, daha küçük bebeklere dizlerinin üzerinde masaj yapabilir. Beşik pozisyonunda anne/baba yere oturur, sırtını duvara dayar, dizlerini bükerek, ayak tabanlarını birleştirir, dizlerini açarak, beşiğe benzer bir şekil verir ve bebeğini dizlerinin ortasına yerleştirir. Bu pozisyon hem bebeği sıcak tutar, hem de bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlar.

Nasıl yapılır?
  • Masaj sırasında bebekle konuşulması, öpülmesi, göz teması, küçük oyunlar her iki taraf için de masajdan alınan keyfi artırır.
  • Eller hafifçe yağlanır, önce hafif dokunuşlarla başlanır, bebek alıştıkça eller hafifçe bastırılabilir.
  • Masajın belli bir sırası yoktur, bebeğin isteğine göre özel olmalıdır, anneler zamanla kendi yöntemini geliştirebilir. Aşağıdaki adımlar sadece temel bir rehber niteliğinde hazırlanmıştır. Kolay hatırlanması için manevralara bazı isimler verilmiştir.
Yüz Masajı
  • Her iki elin baş parmağı bebeğin alnına konur, şakaklara doğru hareket ettirilir, aynı manevra kaş hizasında da tekrarlanır.
  • Burun kökünden yanaklara doğru sıvazlama manevrası yapılır, aynı işlem üst ve alt çeneden şakaklara doğru tekrarlanır.
  • Gülümseme manevrası; baş parmak alt çeneden şakaklara doğru hareket ettirilerek bebeğe gülümseme ifadesi verilir.
Göğüs Masajı
  • Her iki avuç içi bebeğin göğsüne yerleştirilir. Kitap sayfasını çevirir gibi eller hareket ettirilerek yuvarlak dairesel manevralar yapılır (Kitap sayfasını çevirme manevrası).
  • Eller göğse konur, her bir el çaprazdaki omuza hareket ettirilir (Çaprazlama manevrası).
Kol Masajı
  • Bebeğin kolu kaldırılarak, koltuk altlarına dairesel hareketler yapılır.
  • Gövdeden bileklere doğru ovuşturma yapılır, aynı işlem bilekten gövdeye doğru da tekrarlanır.
  • İki elle bebeğin kolu kaldırılır, bir el içeri, diğer el dışarı olacak şekilde hareket ettirilir (Burma manevrası).
  • Bebeğin el sırtı, avuç içi ve her bir parmağı minik dairelerle ovuşturulur.
Karın Masajı (Kolik Masajı)
  • Karın masajı, barsak hareketlerini hızlandırarak, sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler, gaz sancısı azaltır ve bebeğin rahatlamasını sağlar.
  • Yapılan her manevra bağırsakların çıkış yönü olan saat yönüne doğru yapılır ve bebeğin karnının sol tarafında ve alt kısmında sonlanır.
  • Kum çekme manevrası: Eller kubbeleştirilerek, mide üzerine konur ve midedeki gazi bağırsağa iletmek amacıyla, kubbe şeklindeki eller tıpkı kum çeker gibi aşağı doğru hareket ettirilir. 6 kez tekrarlanır.
  • Güneş-ay manevrası: Sol el saat 11 hizasına konur ve karın etrafında tam bir yuvarlak çizilir (güneş). Diğer el saat 11’den 5 hizasına kadar yarım bir ay çizer. Bu manevra da 6 kez tekrarlanır.
  • Bebeğin dizleri kendi gövdesi üzerine bükülerek 10 saniye bekletilir ya da hafif hafif ileri geri hareket ettirilir. Böylelikle anüs açılarak, bebeğin gazının çıkmasına yardımcı olunur.
  • Yürütme manevrası: Elin 2-3 parmak ucu bebeğin karnının sağ alt tarafına konur. Yukarı, yan ve sağ alt tarafa doğru yürüme hareketi yapılarak, parmağımızın altında gaz olup olmadığı hissedilmeye çalışılır, varsa gaz baloncuğu parmakla yürütülerek barsak dışına doğru yönlendirilir.
  • I Love You Manevrası: İngilizce kelimelerin baş harflerinden esinlenerek, eller karında, önce sol tarafta yukardan aşağı doğru bir “I” harfi çizer. Sonra karnın üst tarafından bebeğin sağ tarafından soluna doğru ters bir “L” harfi çizer. Son olarak da bebeğin karnının sağ alt köşesinden başlanarak, sol alt köşede bitecek şekilde ters bir “U” harfi çizer. Bu manevra yapılırken sevgi dolu bir ses tonuyla bebeğe “Ben Seni Seviyorum” denir.
Bacak Masajı

Kol masajında olduğu gibidir.
Topuklara, ayak sırtı ve ayak parmaklarına minik daireler çizmeyi unutmamak gerekir.

Sırt masajı
  • Bebek yüz üstü battaniye/yastığa yatırılır.
  • Her iki elin işaret ve orta parmağı, omurganın her iki yanına (üstüne değil) konur, omuzdan kalçaya doğru minik dairesel hareketler yapılır.
  • Masajı tamamlamak için, sırt boyundan kalçaya doğru hafifçe sıvazlanır (Sıvazlama manevrası). Masaj her gün aynı manevra ile tamamlanır. Böylelikle bebek bir süre sonra bu hareketin masajı sonlandırma hareketi olduğunu kavrayacak ve masaja ilişkin beklentisi de sonlanacaktır.

Gebelikte Düşük ve Nedenleri...

00:58
Hamileliğin yirminci haftasından önce ve bebek 500 grama ulaşmadan gerçekleşen iki veya daha fazla düşüğe Tekrarlayan Düşük denir. Genetik faktörler, düşüğün en önemli sebebidir. Düşük, gebeliğin yirminci haftadan (139 günden) önce sonlanmasıdır. Düşükte, ağırlığı 500 grama ulaşmamış fetusu (gelişmekte olan bebek) vücut atar. Hamileliğin en sık görülen komplikasyonu düşüktür. Kesin olarak bilinmemekle birlikte gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimalinin yüzde 15-40 arasında olduğu düşünülmektedir. Birçok kadın çok erken dönemde düşük yaptığından düşüğü ağır bir adet kanaması zannederek fark edemeyebilir. Düşüklerin %75'i onaltıncı gebelik haftasından, %62'si ise onikinci gebelik haftasından önce gerçekleşir. Gebelik ilerledikçe düşükle sonlanma ihtimali azalır. Tekrar düşük yapma ihtimali ilk düşükten sonra %25, ikinci düşüğü takiben %30 ve üçüncü düşüğü takiben %40'tır.

Düşüğü Hastalıklar tetikleyebilir

Hamileliğe bağlı bulantı ve göğüslerde gerginlik gibi bulguların birden kaybolması, hamileliğin sağlıklı devam etmediğinin göstergesi olabilir. Anne-baba adayının yaşı, beslenme, bağışıklık sistemi ve bazı hastalıklar da düşüğü tetikleyebilir.

Düşükte ilk belirti kanamadır

Düşüğün ilk bulgusu vajinal kanamadır. Bu açık renkli bir kanama olabileceği gibi vajinal salgılarla karışık koyu kahverengi bir kanama da olabilir. Vajinal kanama saptandığında hemen sizi takip eden hekime başvurmanız gerekir. Anne adaylarının %70'inde, gebeliğin ilk haftalarında lekelenme şeklinde kanamalar görülebilir. Gebeliğin ilk haftalarında meydana gelen lekelenmeler, embriyonun rahme tutunması sırasında görülür. Vajinal kanamaya kasık ağrısı ve krampların eşlik etmesi, düşüğün en önemli bulgularındandır. Gebeliğin ilk aylarında artan progesteron hormonunun bağırsak ve idrar yolları üzerindeki etkilerine bağlı olarak kasık ağrısı görülebilir. Düzenli aralıklarla gelen ve giderek şiddetlenen kasık ağrısı varlığında hemen hekime başvurulmalıdır. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonlanır.

Annenin yaşı:

Anne adayının yaşı ilerledikçe düzenli cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebelik elde edilene dek geçen süre uzar ve gebeliğin sağlıklı devam etmesi zorlaşır.

Anne yaşının düşük ihtimaline etkisi:

20 yaşın altı           : % 9.9
20-24 yaşları arası:  % 9.5
25-29 yaşları arası:  % 10
30-34 yaşları arası:  % 11.7
35-39 yaşları arası:  % 17.7
40-44 yaşları arası:  % 33.8
44 yaşın üstü        :   % 53.2

Babanın yaşı:

Baba adayının 50 yaşın üzerinde olması, genetik anomali görülme olasılığını artırarak düşüklere neden olabilir.

Egzersiz:


Hamileliğin ilk üç aylık döneminde, gebelik öncesinde yapılan hafif egzersizlere devam edilmesinde sakınca yoktur. Vücut ısısında yükselmeye neden olacak ağır ve uzun süreli egzersizlerden kaçınmak gerekir. Gebeliğin ilk haftalarında vajinal kanaması olan anne adaylarının egzersiz yapmaktan kaçınmaları lazım.

Trombofili:

Hamilelik süresince anne adayının rahminde ve plasentada pıhtı oluşması engellenir.

Cinsel yaşam: Normal gebeliklerde cinsel aktivitenin kısıtlanmasına gerek yoktur. Tekrarlayan düşük öyküsü, vajinal kanama, lekelenme ve kasık ağrısı şikayeti olan anne adaylarının ilk haftalarda cinsel aktivitelerini sınırlamaları önerilir.
Beslenme: Çiftlerin sağlıklı beslenmesi; yumurta ve sperm kalitesini ve döllenmeyi etkiler. B12 vitamini eksikliği düşüklere yol açar.
Bağışıklık sistemi: Bağışıklık sistemi, insan vücudunun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan karmaşık bir sistemdir. Son yıllarda immünoloji (bağışıklık bilimi) alanındaki gelişmelerle birlikte yapılan araştırmalar, nedeni izah edilemeyen düşüklerin %60'ının bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceğini ve bunların birçoğunun yeni tedavi yöntemleri ile önlenebileceğini gösteriyor. Endometriozis hastalığı, travma ve stres de düşüğe neden olabilir.

En sık yaşanan düşük nedenleri

En sık görülen düşük nedeni, fetusun gelişimindeki anormalliklerdir. Çalışmalar, düşüklerin birçoğunun kromozom (genetik) anomalilerine bağlı olduğunu göstermiştir.
Genetik nedenler: Genetik faktörler, düşüklerin en önemli nedenlerinden biridir. Bireylerin her hücresinde 46 adet (23 çift) kromozom vardır. Bu kromozomların 23 tanesi anneden, 23 tanesi babadan gelir. 46 kromozom taşıyan embriyo oluşur. Bu sırada oluşan problemler kromozom sayısında anomalilere yol açar. Diğer bir kromozomal bozukluk translokasyondur; kromozom sayısı normal olmasına rağmen dizilim hatalıdır. Anne veya baba adayında translokasyon olduğunda bu durum anne veya baba adayında herhangi bir sağlık sorununa yol açmaz fakat yumurta veya sperm oluşumu sırasında genetik bilgi dağılımında dengesizlik meydana gelebilir. Bu durum anne ve baba adayına yapılacak kromozomal inceleme ile belirlenir.
Anatomik faktörler: Tekrarlayan düşük yapan kadınların %12-15'inde çeşitli rahim anomalileri vardır. Rahimde bulunan bölme, rahim içi yapışıklıklar, çift rahim, miyomlar ve rahim ağzı yetmezliği düşüğe yol açar.
Endokrin nedenler: Luteal Faz Yetmezliği ya da Korpus Luteum Yetmezliği olarak adlandırılan bu durum, progesteron hormonunun yetersizliğine ve düşüklere yol açabilir.
Polikistik Over Sendromu (PCO): Yumurtalıkların üzerinde birçok kistin bulunduğu ve kistler arasındaki dokuların arttığı durumlar, Polikistik Over Sendromu olarak adlandırılır. Polikistik Over Sendromu, kalıtımla geçer. Bu sendrom, infertilite (kısırlık) ve gebelik kayıplarına yol açan birçok immün problem ile ilişkilidir. Polikistik Over Sendromu olan kadınlarda kanda pıhtılaşma eğiliminin artması ve yüksek tansiyon sık görülen diğer problemlerdir.
Tiroid Bezi Hastalıkları: Tiroid bezinin az çalıştığı durumlarda; boyunda şişlik, boyun ve çene ağrısı, düşük vücut ısısı, şişmanlık, kabızlık, halsizlik, kısırlık ve düşükler sık görülen yakınmalardır. Tiroid bezinin çok çalıştığı durumlarda; sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, ısıya dayanıksızlık, yorgunluk, göz kapaklarında şişlik ve gözlerde kuruluk, fazla iştah, kilo kaybı, fazla terleme, saç dökülmesi, kaşıntı, kas güçsüzlüğü, ishal, adet düzensizlikleri, erken menopoz, kısırlık ve tekrarlayan düşükler sık görülür.
Şeker Hastalığı: Kan şekerinin kontrol altında olmadığı anne adaylarında gebeliğin düşük ile sonlanma ihtimali artar. Gebelikten iki ay öncesinden itibaren kan şekerinin kontrol altına alınması gerekir.
 
Copyright © arasbebek.com. Designed by OddThemes
Copyright © arasbebek.com. Tasarım Aras Bebek