ÇOK OKUNANLAR

ÖNE ÇIKANLAR

GENEL KONULAR

SON EKLENENLER

Sevginizi Çocuğunuza Yeterince Gösterebiliyor Musunuz ?

11:39

Her çocuk belirli dönemlerde doğru olmasa da “annem ve babam beni sevmiyor” düşüncesine kapılır. Çocuğunuza sevginizi göstermekten kaçınmayın. Unutmayın ki sevgi ortamında büyüyen bir çocuk hayatı boyunca çok sağlıklı ve başarılı bir birey olur.

İşte sevgiyi göstermenin 5 ana kuralı:

Onay sözleri:

Çocukları eğitirken başarısızlıkları eleştirme eğilimi hakimdir. Bu yaklaşım yetişkinlik yaşamında yıkıcı sonuçlar yaratabilir. Çocuk, yaptığı her doğru şey için övülmeli. Günde en az iki övgü, iyi bir hedeftir.

Nitelikli beraberlik:

Çocuğun seviyesine inilmeli. Onun ilgi alanları keşfedilmeli ve hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenilmeli. Çocuğa tüm dikkat verilerek, yanında tümüyle var olunmalı. Çocuğa günde en azında beş dakika, nitelikli beraberlik için ayrılmalı ve bu bir öncelik haline getirilmeli.

Hediye alma:

Armağanlarda aşırıya kaçarsa anlamsız olabilir ve çocuğa bir dizi yanlış değerler öğretebilir. Düşünülerek seçilmiş ve “seni seviyorum, bu yüzden senin için özel bir armağan aldım” gibi onaylayıcı ifadelerle verilen periyodik armağanlar bir çocuğun sevgi gereksinimini karşılamaya yardımcı olur.

Hizmet davranışları:

Çocuğa sürekli olarak hizmet davranışlarında bulunulmasına rağmen, belirli aralıklarla çocuk için özellikle anlamlı olan bir iş yapılmalı. Büyükler için çekici olmayan, fakat çocuk açısından çok önemli olan bir iş ele alınmalı. Daha çok yönlü bir ebeveyn olmak için akademik veya mekanik alanda yeni bir hüner öğrenilmeli.

Fiziksel Dokunuşlar:

Öpme kucaklama ve dokunma çocuğun sevgi deposu için önemlidir. Her çocuğun yaş, huy, sevgi dili konuları göz önüne alınmalı ve bu konuda eşsiz bir yaklaşım belirlenmeli. Onlar büyüdükçe, onaylama amacı ile dokunma alışkanlığını sürdürme konusunda duyarlı olunmalı.

Boşanan Aileler ve Çocukları

03:32

Bir çocuk fiziksel ve duygusal gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk ayrı ayrı hem annesinin hem de babasının ilgisine, sevgisine ve bakımına muhtaçtır. Çocuğun gözünde anne ile babanın fonksiyonları farklıdır. Biri diğerinin yerini tam olarak dolduramaz.



Boşanma hiçbir çocuğun hiçbir zaman istemediği fakat sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu bir durumdur.
Boşanmayı çocuğun dünyasından onların gözleri ve duyguları ile inceleyecek olursak çocuğun bulunduğu pozisyonu daha net kavrayabiliriz.

Çocuksu düşünceye göre çocuk dünyanın merkezinde kendini görür. Kendini dünyanın merkezinde görme çocuk düşüncesine göre evrensel bir durumdur. Bu nedenle çocuk boşanmadan dolayı kendini suçlu hisseder.

Anne babası boşanan çocuk, o yaşta yaşayabileceği en zor tramvayı yaşar. Çünkü çocuk düşünüsüne göre çocuk önce anne babasına güvendikten sonra kendine güvenebilir ve özgüven geliştirebilir. Dolaysıyla onun dünyada en çok güvendiği iki kişi vardır: annesi ve babası. Onlar birbirini terk ettiğine göre hayatta her şey olabilir. “Birbirlerini terk ettiklerine göre onu da terk ederler mi? Kendisine ne olacak? Ona kim bakacak? Ya da ebeveynlerine ne olacak?” Bu gibi sorunlar çocuğun kafasını inceden karıştırmaya başlar; duygusal dünyasını altüst eder. Zaten devamlı didişen bir anne baba ortamında yetişmek çocuk için oldukça zor bir durumdur.

Çocuk kaç yaşında olursa olsun çevresinde olan biten duygu dünyasında depolanır. İşin en zor tarafı çocuğun bilişsel gelişim açısından (7 yaş altı çocuklar) soyut düşünemediği için sıkıntılarını yetişkinler gibi sözel olarak ifade etme yetisine sahip değillerdir. İşte bu nedenle çocuk sıkıntılarını daha çok alt ıslatma, tırnak yeme, tikler, çalma ya da sık sık hastalanma vb. davranışlar olarak dışarıya yansıtır. Ayrıca çocuk depresyonu gelişebilir.

Boşanma çocuktan saklanmayacak bir durumdur. Çocuğu korumak adına boşanmayı çocuktan saklamak bir çözüm değil aksine bir çözümsüzlüktür. Tam tersine çocuğa olan bitenleri gelişimsel düzeyine göre anlayabileceği basit cümlelerle açıklanmalıdır. Burada özellikle boşanmanın anne babayı ilgilendiren bir sorun olduğu kendisinin bu konuda hiçbir sorumluluğu olmadığı vurgulanmalı, çocuğa anne babasının onu çok sevdiği ve her zaman sevecekleri; ihtiyaçlarının karşılanacağı, anne babanın ikisinin de olduğu bir ortamda samimi bir dille anlatılmalıdır. Bu nokta samimiyetle halledildikten sonra ikinci merhale olarak anne babanın anlaşamadıkları ve birbirlerini fark etmeden incittiklerini, daha fazla incitmemek için boşanmalarının daha iyi olacağını ancak kendini ilgilendiren her konuda anne babanın birlikte hareket edeceklerini ve her zaman kendisinin yanında olacakları çocuğa vurgulanmalıdır.

Ebeveynler çocuğa boşanacaklarını anlatırken boşanma kelimesini açık ve net kullandıktan sonra çocuğa üzüleceğini bildiklerini belirli bir süre bu duruma katlanması gerektiğini; ama boşanmada çocuğun hiçbir suçu ve sorumluluğu olmadığını söylerse hem çocuğa üzüntüsünü yaşama fırsatı verirler hem de çocuk üzüntüsünü içine atmaz ve gülmek gibi bazen hayatımızda üzüldüğümüzün de normal bir hayat olayı olduğunu deneyimleyerek öğrenme şansı vermiş olurlar.

Boşanma ailenin dağılması ve ardından yeni bir düzenin kurulmasını gerektiren çok zor ve sancılı bir süreçtir. Çocuk için travmatik bir durumdur. Ancak boşanmada çocukta travma yapan şey boşanmanın kendisi değil ebeveynlerlerin bu krizi nasıl yönettikleridir. Ebeveynler en az travma ile çocuğun bu aşamayı atlatabilmesi için bazı şeyleri kesinlikle yapmalıdır.

Bunlar:
  1. Eşler çocuğun yanında birbirlerini kötülememeli ve suçlamamalıdır.
  2. Ebeveynler çocuğu taraf tutmaya zorlamamalıdır. Bu durum boşanma süreci ve sonrasında ebeveynlerin en çok içine düştükleri tuzaktır. Kendileri eşlerine çok kırgın ve kızgın olabilirler. Ancak çocuk her iki ebeveyni de eşit derecede sever. Çocuğun en çok nefret ettiği yapamayacağı ve asla yapmak istemeyeceği bir şey varsa o da anne ve babası arasında seçim yapmak zorunda bırakılması veya bunun ima edilmesidir. Çocuk bu yükü kaldıramaz ve bu yük altında ezilir. Unutmayın eşiniz çocuğunuz için dünyada en önemli kişidir. Boşanma sürecinde ve sonrasında ebeveynler kendi canlarının yandığı bir noktada bireyselliklerini kaybedip tepkisel davranarak çocuğu kendi tarafına çekmek isterler.
  3. Boşanma sonrasında çocuk babasına benzemek ya da annesi gibi olmakla asla suçlanmamalıdır.
  4. Boşanma krizi esnasında çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal bakımı ihmal edilmemelidir.
  5. Boşanma sonrasında çocuk bir annenin evine sonra babanın evine çanta gibi oradan oraya taşınmamalıdır. Ebeveynlerinden birinin evi çocuğun asıl evi adledilmeli diğer ebeveyn düzenli aralıklarla çocuğu görmelidir. Son yıllarda büyük şehirlerde varlıklı ailelerin çocuğun psiko sosyal gelişimi için hiç de sağlıklı olmayan bir yöntem tutturdukları gözlenmektedir. Çocuğa bir ev almak ve dönüşümlü olarak ebeveynlerden birinin çocuğun yanında kalması. Çocuk ebeveynlerinin bakımına ve gözetimine muhtaçtır. Çocuğun evi olmaz. Ebeveynin evi olur. Çocuk orada kalır. Bu durum çocuğun kafasında kargaşaya neden olur. Annesi ve babasının boşanması nedeniyle zaten çocuğun ayağının altındaki zemin sallanmaktır. Her an yalnız kalabileceğini ya da burada terk edilebileceğini düşünebilir.
  6. Çocuğun hayatında nelerin değişip nelerin değişmeyeceği açık ve net bir şekilde çocuğa anlatılmalıdır.
  7. Çocuğa diğer zamanlarda nasıl yaklaşılıyorsa boşanma esnasında ve sonrasında da aynı psiko pedegojik yaklaşımla yaklaşılmalıdır. Çocuğa makul ve net sınırlar çizilmelidir. Unutulmamalıdır ki sınırsızlık ve kuralsızlık çocuğu tedirgin eder ve güvenini sarsar. Her çocuğun annesinin ve babasının sınırlar koyarak onu yönlendirmesine ihtiyacı vardır.
  8. Çocuk asla annesine ve babasına yollanmakla tehdit edilmemelidir.
  9. Mümkün olduğu kadar çocuğa ailenin mutlu günleri ve var olan iyi aile hikayeleri anlatılmalıdır.
  10. Çocuk ebeveynlerden birinin yanına gittiğinde diğer ebeveyn ötekinin ne yaptığı konusunda çocuğu sorgulamamalıdır.
  11. Ebeveynlerden biri çocuğa asla annen ya da baban seni sevmiyor dememelidir. Bu çocuğun ruhunu yaralar.
  12. Ebeveynler eşinden öç almak amacıyla çocuğu kullanmamalıdır. Boşanma süreci ve sonrasında ebeveynlerin en çok yaptığı hatalardan biri budur. Boşanmada ilişki duygusu kötü bir şekilde bittiğinden ne yazık ki evlilikte halledilemeyen problemler bu sefer çocuk üzerinden devam ettiriliyor. Bu durum çocuğun dayanamayacağı kadar ağır bir yüktür. Bu nedenle eğer boşanmak kaçınılmaz hale gelmiş ise çift boşanmadan önce bir aile terapistine gitmeli ve yardım almalıdır. Yani birbirlerine gönül rahatlığı ile güle güle deyip bir misafiri kapıdan uğurlar gibi rahatça uğurlayacak duygu tonuna gelmelidirler.
  13. Çiftler birbirinden boşansalar da çocuk ebeveynlerinden hiçbir zaman boşanamaz. Ebeveynler bu durumu göz önünde bulundurarak boşanma süreci ve sonrasındaki davranışlarında çocuğun bundan beş yıl on yıl sonrasındaki sosyal uyumunu göz önüne getirerek hareket etmelidirler.
  14. Şurası unutulmamalıdır ki çocukla ne kadar zaman geçirdiğimiz değil nasıl zaman geçirdiğimiz önemlidir. Bu nedenle ebeveyn çocukla geçirdiği zamanda gayet samimi ve içten olmalıdır. Aksi durumun faydası yoktur. Çocuk bunu sezer ve kendini kötü hisseder.
  15. Unutulmamalıdır ki boşanmanın kendisi değil boşanma sürecinin ve boşanma sonrası sürecin her bir ebeveyn tarafından nasıl yönetildiği asıl çocuğu etkileyen şeydir.

Cezayla Çocuğun Davranışı Düzeltilemez !

03:29

Evde çocuğunuz her yeri dağıtıyor, dışarı çıktığınızda bir şeyin alınması için ağlıyor, akşamları yemek saatinde zor yiyorsa ceza işe yaramaz! Unutmayın siz yetişkinsiniz, o ise bir çocuk !

Çocuk eğitiminde etkili olabilmek ve çocukla sağlıklı ilişkiler kurabilmek için ilk adım nedir, biliyor musunuz? Çocuğu çocukluğuyla yanı yaşının getirdiği doğal sınırlamalar ve yetersizliklerle kabul etmektir.

Çocuk çocuktur, yetişkin değil! Onun şimdiden yetişkinler dünyasına ayak uydurmaya çalışmasını bekleyemezsiniz. Yaşından büyük davranışlar göstermesini ve beklentilerinize uymadığı için kızıp onu eleştiremezsiniz.

Kendinizi onun yerine koyarak işe başlayabilirsiniz. Bunun için de küçük bir alıştırma yapabilirsiniz. Bu hafta içinde en az iki kere kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak evinize, çocuğunuzun odasına, ev içi yaşantınıza, kendinize çocuğunuzun gözleriyle bakmaya çalışın. Çocuğunuzun hayatının nasıl olduğunu anlamaya çalışın. Onun yerinde olsanız ne düşünürdünüz?

Çocuğunuzun ‘kabul edilemeyen’ davranışları karşısında ne yapmalısınız?

Mesela çocuğunuz her yeri dağıtıyor, dışarı çıktığınızda bir şeyin alınması için ağlıyor, akşamları yemek saatinde zor yiyor ya da okuldan geldiğinde derslerini yapmıyorsa… Bu gibi durumlarda ona ceza vermeden de engel olabilirsiniz.

Kabul edilemeyen davranışı yapmadan önce…

1. Çocuğa önleyici açıklamada bulunun:

Beklentilerinizi onun davranışından önce açıklayın. Onunla konuşun. Mesela sokağa çıktığınızda ağlamasından dolayı sinirlendiğinizi, ağladığı için onunla dışarı çıkmanın hiç keyifli olmadığını söyleyin.

2. Rutini değiştirin:

Çocuğa kızmamak için tedbir alın. Mesela akşamları zor yemek yiyorsa, yemek saatini daha öne alabilir veya çocuğa daha önce yemek verebilirsiniz.

3. Çocuğunuza örnek olun:

Çocuğunuzun düzenli olmasını istiyorsanız, önce sizin düzenli olmanız gerek. Sözünü tutmasını istiyorsanız, önce sizin verdiğiniz sözleri tutmanız gerek.

4. Güzel alışkanlıklar kazanmasına yardımcı olun:

Çocuklar kendilerinden beklenen davranışların neler olduğunu ve nasıl yapılacağını çoğunlukla bilmezler. Mesela ‘Odanı topla’ dediğinizde ona bunu nasıl yapacağını göstererek yardımcı olmak gerek. Kitaplar raflara, oyuncaklar şu köşeye…

5. Onu takdir edin : 

Beğendiğiniz her güzel, kabul edilir davranışı takdir etmek, onun tekrar edilmesi için vazgeçilmez bir etkendir.

Kabul edilemeyen davranış sırasında…

1. Nedenini düşünmek:

Çocuk kabul edilmez davranıyorsa yaramazlıktan başka nedenleri de olabilir. Mesela yemek yemiyorsa; belki çok yorgun, uykusuz ve bir hastalık başlangıcı olabilir. Veya bir derdi vardır. Bunu düşünerek hareket etmek, kızıp sinirlenmekten çok daha yararlıdır.

2. Alternatif sunmak:

Kabul edilmez davranışın yerine yapabileceği kabul edilir bir davranışı göstermek, yani sadece ‘yapma’ dememek ama onun yerine neyi yapmasını beklediğinizi açıklamak, seçim yapmasına yol göstermek gerek. Mesela oyuncaklarını salona getiriyorsa, salonda sizinel beraberken oynayabileceği bir köşe göstermek iyi bir yöntem olacaktır.

3. Duygularınızı belirtmek:

Duyguları ifade etmek kişiyi rahatlatır, sakinleştirir ve aynı zamanda kızgınlığını biriktirmesine engel olur. Çocuk da yarattığı olumsuz etkiyi anlamış olur. Mesela oyuncaklarını salona getirdiği zaman onları toplamak zorunda kaldığınızı ve yorulduğunuzu, bunun ardından tekrar getirdiği zaman artık kızdığınızı dile getirebilirsiniz.

Kabul edilemeyen davranıştan sonra…

1. Etkileri göstererek pişmanlık duyurma:

Çocuk kabul edilemez davranışının sonucunda ortaya çıkan zararın ne olduğunu görmeye başlamalıdır. Bu şekilde çevresi ve diğer kişiler hakkında bilinçlenir. Başkasının üzüntüsüne, rahatsızlığına ve acısına sebep olduğu düşüncesi, çocuğa yaptığı davranıştan ötürü kendini suçlu hissetmeye ve pişmanlık duymaya yöneltir. Bu da çocuğun vicdan geliştirmesini sağlar.

2. Davranışlarının sonuçlarını yaşamasına müsaade etme:

Bütün yaklaşım ve ikazlara rağmen çocuk kabul edilmez davranışta ısrar ederse, davranışının sonuçlarını artık yaşamalıdır. Ancak bu, suçla aynı anlamda ve eşit olmalıdır. Mesela, bütün ikazlara rağmen salonda top oynamaya devam eden çocuğun elinden topu bir süre için alınır. Uygulanan yöntemin suçu hatırlatması da önemlidir. Mesela bütün ikazlara rağmen duvarı boyayan çocuğun duvarı silmesi istenirse çocuk davranışı üzerinde düşünebilecektir. Böylece davranışını düzeltmesi için imkan tanınmış olacak ve bu da ona telafi etme, kendini affettirme, suçluluk duyma olanağı verecektir.

Çocuklardaki Tehlike ! Bağırsak Parazitleri

03:12
Bağırsak parazitleri, bağırsaklarımızda yaşayıp beslenen, istenmeyen misafirlerdir. Her yaşta çocuk veya erişkin parazitlerle karşılaşıbilir. Korunmada hijyen kurallarına uymak önemli olsa da bazılarının yumurtaları hava yoluyla da yayıldığından, özellikle okullarda, yuvalarda toplu olarak bir arada bulunan çocuklar kolayca parazitle karşılaşabilirler. Dünya üzerinde, temiz su kaynaklarının bulunmadığı, hijyen koşullarının kötü olduğu bölgelerde parazit sıklığı daha da artmaktadır.
En sık görülen bağırsak parazitleri oksiür ( kılkurdu), askaris (yuvarlak solucan), giardia, amip gibi türlerdir.

Belirtileri Nelerdir ?

Bağırsak parazitleri çok faklı belirtilere yol açabilir:
  • Karın ağrısı
  • İştahsızlık
  • İshal
  • Artmış bağırsak gazı
  • Makatta kaşıntı
  • Uykuda huzursuzluk, diş gıcırdatma
  • Uykuda ağızdan salya akması
  • Burunda kaşıntı
  • Vücutta kaşıntı
Bu belirtilerden biri veya birkaçı saptandığında, parazit olasılığı akla gelmeli ve gerekli testler yapılmalıdır.

Nasıl Anlaşılır ?

Kesin tanı için, gaita incelenmesi gerekir. İlk testte parazit veya yumurta saptanmazsa, test 3 defa tekrarlanabilir. Özellikle kıl kurdunda, gece huzursuzluğu sırasında çocuğun altı açılıp bakıldığında makatta açık renkli, yaklaşık 1 cm uzunluğunda kıl kurdu görülebilir. Kıl kurdu, gece saatlerinde yumurta bırakmak için makata gelir. Sabah tuvalete gidip temizlik yapılmadan, makattan şeffaf bant yapıştırılıp alınan örnekte de yumurtalar saptanabilir.

Parazitin cinsinin anlaşılması hem uygun tedavinin saptanması , hem de kılkurdunda olduğu gibi eğer gerekiyorsa tüm aile bireylerine tedavi verilebilmesi için önemlidir.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Parazitin cinsine göre, doktorunuz uygun ilaçlarla tedavi verecek, gerekiyorsa aile tedavisi önerecektir.

Nasıl Korunabiliriz ?

Çocuklarımıza el yıkama alışkanlığını kazandırmamız çok önemlidir. Bu alışkanlık, pek çok başka hastalıktan olduğu gibi bağırsak parazitlerinden korunmada da işimize yarayacaktır. Tuvaletten sonra, bir şey yemeden önce, parkta oynayıp eve geldiğinde mutlaka el yıkanması sağlanmalıdır.
  • Çocukların ve onların bakımına yardımcı olan herkesin el tırnakları kısa kesilmiş olmalıdır.
  • İçtiğimiz suların temizliğinden emin olmalıyız.
  • Çiğ yenen sebze ve meyveleri iyice yıkamalıyız.
  • Eti iyi pişmiş olarak tüketmeliyiz.
  • Ev dışında, temizliğinden emin olmadığımız suları veya nasıl yıkandığını bilmediğimiz çiğ sebze, meyveyi tüketmemeliyiz.
  • Çocukların yatak eşyaları, oyuncakları yüksek sıcaklıkta yıkanmalıdır. Buna özellikle toplu bulunulan yuva, okul gibi ortamlarda özen göstermeliyiz.
  • Kılkurdu gibi parazit yumurtaları günışığına dayanıksız olduğundan çocuk odalarının gündüz aydınlık olması sağlanmalıdır.

Gebeliğinizde Unutkanlık Yaşıyorsanız...

03:08
Hamilelik döneminde unutkanlık yaşıyorsanız; bu durum beslenmenizle ilgili olabilir. Hamilelikte beslenme, bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. B12 vitamini, folik asit veya demir eksikliğinde böyle bir sorun yaşanabilir.

Hamilelik döneminde unutkanlığınızda önemli oranda bir artış olabilir ve kendinizi biraz sersem hissedebilirsiniz. Bu dönemde yaşanan unutkanlık normaldir. Hamilelik sırasında yaşanılan bu duruma etrafınızdakiler bazen inanmasa da, bu konuda çalışan bilim adamları bu duruma ‘baby brain fenomeni’ ismini bile vermişlerdir. Yani bu; hamilelik sırasında ve erken annelik döneminde annenin düşünce hızının yavaşlaması, basit unutkanlıklar yaşaması ve daha duygusal olması şeklinde açıklanabilir.

Yalnız Değilsiniz 

Hatta bu dönemde hamileler üzerinde yapılan bazı çalışmalarda, hamilelerin karşılarındaki kişinin yüz ifadelerinden duygularını anlayabilme hisleri daha yüksek bulunmuştur. Bu nedenle ‘Bu değişiklikler doğacak olan bebeği daha iyi anlamanıza ve önem sıralarınızı değiştirmenize yönelik hazırlıklar mıdır?’ konusu da yapılan tartışmaların içerisindedir. Vücudunuzdaki değişikliklerin sinyallerine kulak verin. İlk başlarda bunu fark ettiğinizde bu bir hastalık belirtisi mi diye çok korkabilirsiniz. Halbuki bu, vücudunuzdaki değişimlerin sinyalleridir. Şu son dönemde ‘Bu aralar bende bir hafıza kaybı, söyleyeceğim şeyi unutma, telefonumu orada burada bırakma halleri mevcut, hatta eşim ve arkadaşlarım ciddi endişelenmeye başladı’ diyor ve ‘Yalnız mıyım?’ diye düşünüyorsanız, endişelenmeyin! Unutkanlık yaşayan tek anne adayı siz değilsiniz.

Nörolojiye Gidin

Hamileliğin ilerlemesiyle beslenme şekliniz, biraz da bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. Eğer unutkanlıklarınızda gittikçe bir artış oluyorsa, beslenme dengenizle ilgili bir problem olabilir. Çünkü hamilelikte uygulanan beslenme şekli, bebeğin ve sizin ortak ihtiyaçlarınıza göre belirlenir. Birtakım vitamin ve minerallerden ya da proteinden fakir besleniyorsak buna bağlı unutkanlık geliştirmiş olabiliriz. Böyle bir durumda sizi takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanınızla görüşüp gerektiğinde bir nöroloji uzmanına başvurabilirsiniz. Bilindiği üzere B12 eksikliği önemli bir unutkanlık nedenidir. Aynı şekilde folik asit ve demir eksikliğinde de böyle bir durum söz konusudur.

Uykusuzluk bu sorunun nedeni

Gebelik döneminde uyku düzeni değişir. Düzenli uyku uyuyamamak, özellikle de gece uykularındaki sorunlar bile tek başına unutkanlık nedeni olabilir. Bu nedenle hamilelikte gelişen unutkanlıkta bu durumu da göz ardı etmemek gerekir. Yeni gelecek olan bebeğin heyecanı, öncelik sıralarımızı etkileyecektir. Bu da konsantrasyon güçlüğüne neden olabilir. Hormonlarınızın yarattığı duygusal durumunuz itibari ile her türlü refleksiniz bebeği korumaya yönelik ve her türlü zihinsel faaliyetiniz de bebekle ilgili olacaktır.”

Anneler tedbirli olmalı

Bir not defteriniz olsun ve önemli işlerinizi not edin, ama arada not defterinize bakmayı da ihmal etmeyin.
Yeni öğrendiğiniz isimleri içinizden birkaç defa tekrar edin. Böylece bellekte daha uzun süre yer etmesini sağlarsınız.
Yakınlarınıza bu durumun gebelikte normal olduğunu söyleyin.
Kendinizi hiçbir konuda fazla zorlamayın.

Doğum Kilolarınızı Vermek için...

01:49

Kilo aldırmayacak ve anne sütünü azaltmayacak  şekilde beslenilmeli

Doğumdan sonra emzirme dönemi çok önemlidir. Bebeğin beslenmesinin etkilenmemesi için anne sütünü azaltmayacak kaliteli bir beslenme planı uygulanmalıdır. Tahıl, süt, sebze, meyve ve et grubuna mutlaka yer verilmelidir. Üç ana öğün düzeni sağlanarak bu çeşitlilik sağlanmalıdır. Et grubuna öğle ve akşam yemeklerinde tavuk, balık ve kırmızı et ile yer verilebilir. Sebzeler, salata ya da yemek olarak tüketilebilir. Sabah kahvaltıda süt ve peynir mutlaka olmalıdır. Bunun dışında ceviz, fındık, badem de önerilmektedir. Her üç öğünde de mutlaka ekmek ve salata olmalıdır. Ekmek yerine bazen sıvı alımını artırmak amacıyla çorba tüketilebilir.

Diyet için bekleyin

Doğumdan sonra ilk aylar annenin ve bebeğin uyku düzeninin oturtulmaya başladığı dönemdir. Bunun için hemen (çoğunlukla 4 aya kadar) bir diyet programı uygulanmasını önerilmemektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler. Çoğunlukla bebekleri için ilgilendikleri için bu dönemde saatlere ve listeye uymaları oldukça güçleşmektedir. Özellikle bu dönemde saatleri düzenlemekte anneler zorlandığı için listeye bağlı kalamamaktadırlar. Bunun için başta bir listeye bağlı kalmasından çok sıvı alımının artırılması, tahıl, süt, sebze gibi gruplara yer verilmesi konusunda dikkatli olunabilir. Uygulanan diyet programı ile emzirme dönemi devam ettiği için annenin ayda 2-2,5 kg bile vermesi yeterlidir. Önemli olan verilecek olan hedef kiloyu başta çok yüksek tutmamaktır. Saat 07.00-09.00 arası kahvaltı, 12.00-14.00 arası öğle yemeği, 18.00-20.00 arası akşam yemeği yenilmesine özen gösterilmelidir.

Hangi besinden ne kadar tüketmelisiniz?

Annenin günlük alması gereken kalori emzirme döneminde kilosu bazında değişkenlik göstermektedir. Genelde günlük 2.000 kaloriyi bulabilmektedir. Çünkü emzirme ile de 300-400 kalori kaybının da karşılanması gerekmektedir. Örneğin; et ve et gruplarından birer köfte kadar et 70 kaloriye denk gelmektedir. Süt grubu ortalama 150 kalori gibi hesaplanmaktadır. Anneler bir dilim ekmek 70 kalori, bir kase çorba 150 kaloriyi bulabilir. Çorbalar çok yağlı yapılmamalıdır. Meyveler emzirme döneminde gaz yapabileceğini düşünerek komposto olarak önermekteyiz. Meyvelerin bir porsiyonu 45-50 kaloridir. Sebze grubu da ortalama 60-70 kaloridir. 4 kaşık sebze yemeği 70 kaloriye denk gelmektedir. Etli bir sebze yemeği ise bunun kalorisi 150’yi bulabilmektedir. Bir öğünde 8 kaşık sebze yemeği ya da 4-4 olarak iki öğüne dağıtarak tüketilebilir.

Bol bol sıvı alın

Doğumdan sonra bebek emzirilirken Hamilelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır. Emziklilikte su metabolizmasında artış vardır. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan toplam sıvı miktarı yaklaşık 3000 ml olmalıdır. Bu miktar pratik ölçüler ile 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde önerilmelidir. Çay, kahve gibi içeceklerin süt verimini azalttığı bilinmektedir.

Doğum kilolarınızdan kurtulmanızı sağlayacak öneriler :
  • Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.
  • Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.
  • Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir.
  • Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çayı kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
  • Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir. Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir. Bireysel özelliklere göre gaz yapıcı besinler çıkartılabilir.
  • Vitaminlerden zengin sebze ve meyveler diyette her öğün olmalıdır.
  • Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar tüketilmemelidir.
  • Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir.
  • Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden birisidir.

Bir Annenin Trajikomik Durumları...

01:34
Kadınlar için annelik kutsal bir durumdur. Değerleri anlatılamaz annelerin. Hal böyle olunca annelikle alakalı bir çok şey yaşıyor kadınlarımız. Bunları resimleyen bir sanatçı, hepsini çok güzel bir yolla dile getirmiş. Sizler için bir kaçını derledik...


Annelerin en büyük sorunlarından birisi de uykusuzluktur.


Ve bebek beziyle yapılan savaşlar.

Size çocuğunuzun en tatlı yerini sorsalar vereceğiniz cevaplar hazırdır.


  
Anne olduğunuzda yetenekleriniz de artar.

Bebeğinizi Rahatlatmak İçin Masaj Yapın...

01:24
Masaj için Hazırlık

Çevrenin Düzenlenmesi:
  • Anne/baba ve bebeğin, mümkün olduğunca rahatsız edilmeyeceği bir ortam ayarlaması yapmak. Örneğin telefonu sessiz moduna almak, dış kapıya “rahatsız etmeyin” uyarıları asmak gibi…
  • Oda ısısının ılık olmasını sağlamak, hava akımının olmadığı bir yerde, bebeğin üzerine düşebilecek nesnelerden, çay/kahve gibi sıcak içeceklerden uzakta masaj yapmak…
  • Kullanılacak malzemeleri ulaşabilecek uzaklığa yerleştirmek…
  • Hem anne/baba hem bebeği rahatlatması açısından müzik ve aromatik esanslar kullanmak. Müzik aynı zamanda masaja ritim de kazandıracaktır.
Zamanlama:

Masaj her gün ve doğru zamanda yapılmalıdır. Bebeğin aç olmadığı, huzurlu ve masaja hazır olduğu bir zaman dilimi seçilmelidir. Bebek yorgun ve huysuz bir dönemindeyse masaj ertelenmelidir. En uygun zaman, besinlerin henüz sindirildiği ve bebeğin henüz acıkmadığı dönem olan beslenmeden 1-1,5 saat sonrasıdır.

Annenin/Babanın Hazırlığı:

Elleri yıkamak, ellerin uygun ısıda olmasına, tırnakların kısa olmasına, yüzük, bileklik gibi takıların çıkarılmış olmasına dikkat etmek.
Anne ya da baba, bebeğinin karşısına geçmelidir, böylelikle göz temasını sağlar ve masaj süresince devam ettirir.

Pozisyon:

Anne/baba büyük bebeklere beşik pozisyonunda, daha küçük bebeklere dizlerinin üzerinde masaj yapabilir. Beşik pozisyonunda anne/baba yere oturur, sırtını duvara dayar, dizlerini bükerek, ayak tabanlarını birleştirir, dizlerini açarak, beşiğe benzer bir şekil verir ve bebeğini dizlerinin ortasına yerleştirir. Bu pozisyon hem bebeği sıcak tutar, hem de bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlar.

Nasıl yapılır?
  • Masaj sırasında bebekle konuşulması, öpülmesi, göz teması, küçük oyunlar her iki taraf için de masajdan alınan keyfi artırır.
  • Eller hafifçe yağlanır, önce hafif dokunuşlarla başlanır, bebek alıştıkça eller hafifçe bastırılabilir.
  • Masajın belli bir sırası yoktur, bebeğin isteğine göre özel olmalıdır, anneler zamanla kendi yöntemini geliştirebilir. Aşağıdaki adımlar sadece temel bir rehber niteliğinde hazırlanmıştır. Kolay hatırlanması için manevralara bazı isimler verilmiştir.
Yüz Masajı
  • Her iki elin baş parmağı bebeğin alnına konur, şakaklara doğru hareket ettirilir, aynı manevra kaş hizasında da tekrarlanır.
  • Burun kökünden yanaklara doğru sıvazlama manevrası yapılır, aynı işlem üst ve alt çeneden şakaklara doğru tekrarlanır.
  • Gülümseme manevrası; baş parmak alt çeneden şakaklara doğru hareket ettirilerek bebeğe gülümseme ifadesi verilir.
Göğüs Masajı
  • Her iki avuç içi bebeğin göğsüne yerleştirilir. Kitap sayfasını çevirir gibi eller hareket ettirilerek yuvarlak dairesel manevralar yapılır (Kitap sayfasını çevirme manevrası).
  • Eller göğse konur, her bir el çaprazdaki omuza hareket ettirilir (Çaprazlama manevrası).
Kol Masajı
  • Bebeğin kolu kaldırılarak, koltuk altlarına dairesel hareketler yapılır.
  • Gövdeden bileklere doğru ovuşturma yapılır, aynı işlem bilekten gövdeye doğru da tekrarlanır.
  • İki elle bebeğin kolu kaldırılır, bir el içeri, diğer el dışarı olacak şekilde hareket ettirilir (Burma manevrası).
  • Bebeğin el sırtı, avuç içi ve her bir parmağı minik dairelerle ovuşturulur.
Karın Masajı (Kolik Masajı)
  • Karın masajı, barsak hareketlerini hızlandırarak, sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler, gaz sancısı azaltır ve bebeğin rahatlamasını sağlar.
  • Yapılan her manevra bağırsakların çıkış yönü olan saat yönüne doğru yapılır ve bebeğin karnının sol tarafında ve alt kısmında sonlanır.
  • Kum çekme manevrası: Eller kubbeleştirilerek, mide üzerine konur ve midedeki gazi bağırsağa iletmek amacıyla, kubbe şeklindeki eller tıpkı kum çeker gibi aşağı doğru hareket ettirilir. 6 kez tekrarlanır.
  • Güneş-ay manevrası: Sol el saat 11 hizasına konur ve karın etrafında tam bir yuvarlak çizilir (güneş). Diğer el saat 11’den 5 hizasına kadar yarım bir ay çizer. Bu manevra da 6 kez tekrarlanır.
  • Bebeğin dizleri kendi gövdesi üzerine bükülerek 10 saniye bekletilir ya da hafif hafif ileri geri hareket ettirilir. Böylelikle anüs açılarak, bebeğin gazının çıkmasına yardımcı olunur.
  • Yürütme manevrası: Elin 2-3 parmak ucu bebeğin karnının sağ alt tarafına konur. Yukarı, yan ve sağ alt tarafa doğru yürüme hareketi yapılarak, parmağımızın altında gaz olup olmadığı hissedilmeye çalışılır, varsa gaz baloncuğu parmakla yürütülerek barsak dışına doğru yönlendirilir.
  • I Love You Manevrası: İngilizce kelimelerin baş harflerinden esinlenerek, eller karında, önce sol tarafta yukardan aşağı doğru bir “I” harfi çizer. Sonra karnın üst tarafından bebeğin sağ tarafından soluna doğru ters bir “L” harfi çizer. Son olarak da bebeğin karnının sağ alt köşesinden başlanarak, sol alt köşede bitecek şekilde ters bir “U” harfi çizer. Bu manevra yapılırken sevgi dolu bir ses tonuyla bebeğe “Ben Seni Seviyorum” denir.
Bacak Masajı

Kol masajında olduğu gibidir.
Topuklara, ayak sırtı ve ayak parmaklarına minik daireler çizmeyi unutmamak gerekir.

Sırt masajı
  • Bebek yüz üstü battaniye/yastığa yatırılır.
  • Her iki elin işaret ve orta parmağı, omurganın her iki yanına (üstüne değil) konur, omuzdan kalçaya doğru minik dairesel hareketler yapılır.
  • Masajı tamamlamak için, sırt boyundan kalçaya doğru hafifçe sıvazlanır (Sıvazlama manevrası). Masaj her gün aynı manevra ile tamamlanır. Böylelikle bebek bir süre sonra bu hareketin masajı sonlandırma hareketi olduğunu kavrayacak ve masaja ilişkin beklentisi de sonlanacaktır.

Gebelikte Düşük ve Nedenleri...

00:58
Hamileliğin yirminci haftasından önce ve bebek 500 grama ulaşmadan gerçekleşen iki veya daha fazla düşüğe Tekrarlayan Düşük denir. Genetik faktörler, düşüğün en önemli sebebidir. Düşük, gebeliğin yirminci haftadan (139 günden) önce sonlanmasıdır. Düşükte, ağırlığı 500 grama ulaşmamış fetusu (gelişmekte olan bebek) vücut atar. Hamileliğin en sık görülen komplikasyonu düşüktür. Kesin olarak bilinmemekle birlikte gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimalinin yüzde 15-40 arasında olduğu düşünülmektedir. Birçok kadın çok erken dönemde düşük yaptığından düşüğü ağır bir adet kanaması zannederek fark edemeyebilir. Düşüklerin %75'i onaltıncı gebelik haftasından, %62'si ise onikinci gebelik haftasından önce gerçekleşir. Gebelik ilerledikçe düşükle sonlanma ihtimali azalır. Tekrar düşük yapma ihtimali ilk düşükten sonra %25, ikinci düşüğü takiben %30 ve üçüncü düşüğü takiben %40'tır.

Düşüğü Hastalıklar tetikleyebilir

Hamileliğe bağlı bulantı ve göğüslerde gerginlik gibi bulguların birden kaybolması, hamileliğin sağlıklı devam etmediğinin göstergesi olabilir. Anne-baba adayının yaşı, beslenme, bağışıklık sistemi ve bazı hastalıklar da düşüğü tetikleyebilir.

Düşükte ilk belirti kanamadır

Düşüğün ilk bulgusu vajinal kanamadır. Bu açık renkli bir kanama olabileceği gibi vajinal salgılarla karışık koyu kahverengi bir kanama da olabilir. Vajinal kanama saptandığında hemen sizi takip eden hekime başvurmanız gerekir. Anne adaylarının %70'inde, gebeliğin ilk haftalarında lekelenme şeklinde kanamalar görülebilir. Gebeliğin ilk haftalarında meydana gelen lekelenmeler, embriyonun rahme tutunması sırasında görülür. Vajinal kanamaya kasık ağrısı ve krampların eşlik etmesi, düşüğün en önemli bulgularındandır. Gebeliğin ilk aylarında artan progesteron hormonunun bağırsak ve idrar yolları üzerindeki etkilerine bağlı olarak kasık ağrısı görülebilir. Düzenli aralıklarla gelen ve giderek şiddetlenen kasık ağrısı varlığında hemen hekime başvurulmalıdır. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonlanır.

Annenin yaşı:

Anne adayının yaşı ilerledikçe düzenli cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebelik elde edilene dek geçen süre uzar ve gebeliğin sağlıklı devam etmesi zorlaşır.

Anne yaşının düşük ihtimaline etkisi:

20 yaşın altı           : % 9.9
20-24 yaşları arası:  % 9.5
25-29 yaşları arası:  % 10
30-34 yaşları arası:  % 11.7
35-39 yaşları arası:  % 17.7
40-44 yaşları arası:  % 33.8
44 yaşın üstü        :   % 53.2

Babanın yaşı:

Baba adayının 50 yaşın üzerinde olması, genetik anomali görülme olasılığını artırarak düşüklere neden olabilir.

Egzersiz:


Hamileliğin ilk üç aylık döneminde, gebelik öncesinde yapılan hafif egzersizlere devam edilmesinde sakınca yoktur. Vücut ısısında yükselmeye neden olacak ağır ve uzun süreli egzersizlerden kaçınmak gerekir. Gebeliğin ilk haftalarında vajinal kanaması olan anne adaylarının egzersiz yapmaktan kaçınmaları lazım.

Trombofili:

Hamilelik süresince anne adayının rahminde ve plasentada pıhtı oluşması engellenir.

Cinsel yaşam: Normal gebeliklerde cinsel aktivitenin kısıtlanmasına gerek yoktur. Tekrarlayan düşük öyküsü, vajinal kanama, lekelenme ve kasık ağrısı şikayeti olan anne adaylarının ilk haftalarda cinsel aktivitelerini sınırlamaları önerilir.
Beslenme: Çiftlerin sağlıklı beslenmesi; yumurta ve sperm kalitesini ve döllenmeyi etkiler. B12 vitamini eksikliği düşüklere yol açar.
Bağışıklık sistemi: Bağışıklık sistemi, insan vücudunun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan karmaşık bir sistemdir. Son yıllarda immünoloji (bağışıklık bilimi) alanındaki gelişmelerle birlikte yapılan araştırmalar, nedeni izah edilemeyen düşüklerin %60'ının bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceğini ve bunların birçoğunun yeni tedavi yöntemleri ile önlenebileceğini gösteriyor. Endometriozis hastalığı, travma ve stres de düşüğe neden olabilir.

En sık yaşanan düşük nedenleri

En sık görülen düşük nedeni, fetusun gelişimindeki anormalliklerdir. Çalışmalar, düşüklerin birçoğunun kromozom (genetik) anomalilerine bağlı olduğunu göstermiştir.
Genetik nedenler: Genetik faktörler, düşüklerin en önemli nedenlerinden biridir. Bireylerin her hücresinde 46 adet (23 çift) kromozom vardır. Bu kromozomların 23 tanesi anneden, 23 tanesi babadan gelir. 46 kromozom taşıyan embriyo oluşur. Bu sırada oluşan problemler kromozom sayısında anomalilere yol açar. Diğer bir kromozomal bozukluk translokasyondur; kromozom sayısı normal olmasına rağmen dizilim hatalıdır. Anne veya baba adayında translokasyon olduğunda bu durum anne veya baba adayında herhangi bir sağlık sorununa yol açmaz fakat yumurta veya sperm oluşumu sırasında genetik bilgi dağılımında dengesizlik meydana gelebilir. Bu durum anne ve baba adayına yapılacak kromozomal inceleme ile belirlenir.
Anatomik faktörler: Tekrarlayan düşük yapan kadınların %12-15'inde çeşitli rahim anomalileri vardır. Rahimde bulunan bölme, rahim içi yapışıklıklar, çift rahim, miyomlar ve rahim ağzı yetmezliği düşüğe yol açar.
Endokrin nedenler: Luteal Faz Yetmezliği ya da Korpus Luteum Yetmezliği olarak adlandırılan bu durum, progesteron hormonunun yetersizliğine ve düşüklere yol açabilir.
Polikistik Over Sendromu (PCO): Yumurtalıkların üzerinde birçok kistin bulunduğu ve kistler arasındaki dokuların arttığı durumlar, Polikistik Over Sendromu olarak adlandırılır. Polikistik Over Sendromu, kalıtımla geçer. Bu sendrom, infertilite (kısırlık) ve gebelik kayıplarına yol açan birçok immün problem ile ilişkilidir. Polikistik Over Sendromu olan kadınlarda kanda pıhtılaşma eğiliminin artması ve yüksek tansiyon sık görülen diğer problemlerdir.
Tiroid Bezi Hastalıkları: Tiroid bezinin az çalıştığı durumlarda; boyunda şişlik, boyun ve çene ağrısı, düşük vücut ısısı, şişmanlık, kabızlık, halsizlik, kısırlık ve düşükler sık görülen yakınmalardır. Tiroid bezinin çok çalıştığı durumlarda; sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, ısıya dayanıksızlık, yorgunluk, göz kapaklarında şişlik ve gözlerde kuruluk, fazla iştah, kilo kaybı, fazla terleme, saç dökülmesi, kaşıntı, kas güçsüzlüğü, ishal, adet düzensizlikleri, erken menopoz, kısırlık ve tekrarlayan düşükler sık görülür.
Şeker Hastalığı: Kan şekerinin kontrol altında olmadığı anne adaylarında gebeliğin düşük ile sonlanma ihtimali artar. Gebelikten iki ay öncesinden itibaren kan şekerinin kontrol altına alınması gerekir.

Tüp Bebek Tedavisi ve Maliyeti...

00:32
Günümüzde tüp bebek merkezlerinin sunduğu maliyetler birbirinden farklıdır. Ancak genel olarak tüp bebek merkezinde 2015 senesinde, geçen yıla göre bir artış söz konusu olmuştur.


Ülke ekonomisi ve ekonomiye dair değişimler dışında, fiyatları belirleyen çeşitli faktörler mevcuttur.
Bunlar;
  • Tüp bebek merkezinin deneyimi, 
  • Tüp bebek merkezinin başarı oranları,
  • Tüp bebek merkezindeki doktor ve ekibinin deneyimi, referansları,
  • Merkezin hastalarına sunduğu imkanları,
  • Merkezin laboratuar koşulları,
  • Merkezin tüp bebek yeniliklerinden ne kadar yararlandığı,
  • Merkezin teknolojik imkanları gibi faktörlerdir.
Tüp bebek fiyatları, geçen seneye yani 2014 göre bir yükselme göstermiştir. Ancak belirli bir fiyat vermek mümkün değildir.

Tüp bebek tedavisine başlarken çiftin bilmesi gereken, her 100 çiften 15’inin kısırlık sorunu ile karşı karşıya olduğudur. Bu konuda yalnız olmadığınızı bilmeniz gerekmektedir. Diğer ülkelerin tüp bebek maliyetleri ile ülkemiz kıyaslandığında, oldukça uygun miktarların sunulduğu görülmektedir. Ülkemiz, dünya standartlarında tüp bebek tedavisi veren, tüp bebek tedavisinde en yüksek başarıların elde edildiği ülkelerden biridir. Buna rağmen fiyatların diğer ülkelere göre daha düşük tutulması ise bir şans olarak değerlendirilmelidir. Bazı ülkelerde, verilen tedavi aynı olsa dahi maliyet bakımından 10 bin doları tutabilen fiyatlar talep edilebilmektedir.

Ancak yeni çıkarılan yasalara göre, tüp bebek tedavi maliyetlerinin bir bölümü tarafından, gerekli şartların oluşturulması durumunda karşılanmaktadır.

Sosyal güvence ve Tüp bebek maliyeti

Tüp bebek tedavisi görüp, çocuk sahibi olmak isteyen anne ve baba adaylarının sağlık güvencesi mevcut ise, yapılan tüp bebek tedavisinde belirli bir miktar indirim alabilmek mümkündür.

SGK, tüp bebek tedavi masraflarının belirli bir bölümü karşılamaktadır. Bunun dışında ilaç masraflarının da %80’lik bir bölümü SGK tarafından çifte geri ödenmektedir.

Bunun için çiftin yapması gereken ilk şey ise; anne ve baba adayının sağlık bakanlığına bağlı olan bir sağlık kuruluşundan tüp bebek tedavisi görebileceklerine dair bir rapor temin etmeleridir.

Temin edilen bu sağlık raporu ile tüp bebek maliyetlerinin bir bölümü SGK tarafından çifte geri ödenir.

Anne ve baba adayına yapılan tüp bebek tedavisi ardından, geri ödenecek olan maliyet, bağlı olunan sağlık kuruluşu tarafından karşılanmaktadır. Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçların da %80’lik bir bölümü geri ödenmektedir.

Tedavi maliyetlerinin bir kısmının karşılanmasının şartları nelerdir?

Tüp bebek tedavisinde maliyetlerin bir kısmının sağlık kurumu tarafından karşılanabilmesi adına çeşitli koşulların yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu şartların mevcut olması durumda, bahsedilen miktar geri ödenmektedir.

Anne ve baba adayına uygulanan diğer yardımcı üreme tedavileri neticesinde ya da doğal olarak bebek sahibi olunamadığının kanıtlanacağı bir belge ve sadece tüp bebek tedavisi ile bebek sahibi olunabileceğine dair bir sağlık raporu,
  • Tüp bebek tedavisine başlayacak olan kadının 23 yaşını doldurmuş olması,
  • Tüp bebek tedavisine başlayacak olan kadının 40 yaşına basmamış olması,
  • Tüp bebek tedavisinin uygulanacağı kliniğin sağlık kurumu ile anlaşmasının olması,
  • Yapılan diğer tedaviler ile üç yıl içerisinde gebe kalınamadığına dair rapor alınması,
  • Anne ve baba adaylarının minimum beş senelik genel sağlık sigortasının olması ya da bakmakla yükümlü kişi olması ve genel sağlık sigortası priminin en az 900 gün ödenmiş olması aranan koşullar arasındadır.
Sayılan bu koşulların yerine getirilmesi durumunda, tüp bebek tedavi masraflarının bir kısmı sağlık kurumu tarafından çifte geri ödenmektedir.

Çocuklarda Tutturma, Tepinme ve Öfke Nöbetleri

00:27
Öfke Nöbeti geçiren Çocuklar

Her beş çocuktan birinde görülen bir sıkıntıdır. Çocuk herhangi bir sebepten dolayı birden bire bağırarak ağlamaya ve kendini yerden yere atmaya başlar. Bazı çocuklar ise sadece ağlar ama bu diğer ağlamalarından farklıdır. Bazıları ise kendisine zarar verir mesela saçlarını yolmaya başlar.

Öfke nöbeti genelde 2 yaşında başlayan sıkıntılı bir durumdur. En sık 2 ile 3 yaş arasında görülür. Öfke nöbetinde önemli olan çocuk nöbet geçirirken sizin sergileyeceğiniz tavırdır.  Bazı çocuklar 5 yaşına kadar bu nöbetleri yaşarlar.

Çocuk Öfke Nöbetini Neden Yaşar ?

Açlık, yorgunluk ve uykusuzluk genelde çocukları sinirli ve huysuz yapar. Bu tarz durumlarda öfke nöbeti çok sık yaşanır.

Herhangi bir şeyi becerememek, çocuk başarısızlık sonrası gerilip sinirlenir ve öfke nöbeti başlar. Bir oyunu becerememek ya da ayakkabılarını giyememek gibi.

Söylediği bir şeyin anne ya da babası tarafından anlaşılamaması onu son derece gerer.

Reddedilmek, yani beğendiği bir oyuncağı ona satın almamanız ya da çikolata istediğinde almamanız gibi.

Başka bir çocuk ile oyuncağını paylaşmak istemediği anlarda

Bazen de çocuk hiç bir neden yokken o gün sinirli ve her an öfke nöbetine girmeye hazır şekilde dolanır. Bu o gün, onun kendini iyi hissetmemesinden kaynaklanır.

Çocuklarda Öfke Nöbetlerini Önlemenin Yolları

Genelde belli durumlarda öfke durumu yaşıyordur. Bu durumları kafanızda toparlayın ve onu öfke nöbetine sokacak davranışlardan kaçının.

Onun yanında öfkenizi kontrol edin. Sizin her hangi bir konuya öfkelendiğinizi gördüğünde, bunu normal bir tepki sayıp oda öfkelenme sıklıklarını arttıracaktır.

Çocuğunuzu sürekli övün ve onu iyi davranışlar sergilemesi için teşvik edin.

Eğer bazı mekanlarda daha fazla öfke nöbeti yaşıyorsa onunla o mekanlara gitmeyin.

Öfke nöbeti belirtileri vermeye başladıysa, coşmadan hemen dikkatini başka yöne çekin.

Çocuk Öfke Nöbeti Geçirirken Ne yapmalı

Anne ve baba bu öfke nöbeti karşısında asla kontrollerini bırakmamalıdırlar. Çocuğa bağırmak ve çocukla inatlaşmak çocuğu daha da gerer ve nöbetin daha şiddetli ve uzun sürmesini sağlar. Çok sabırlı ve sakin olmaya çalışın. Dayanamıyorsanız 2 dakikalığına yanından ayrılın ve derin derin nefes alın. Ama asla çocuğa stresinizi belli etmeyin. Kesinlikle sakinliğinizi kaybetmeyin, ses tonunuzu iyi ayarlayın ve çocuğun dikkatini sürekli başka yerlere çekmeye çalışın.

Çocuklarınızın Sağlıklı Gelişimine Tam Destek Çocuk Devam Sütü’nde!

21:09

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.

Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütünü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

20:42
Çocuğunuza tuvalet eğitimi verirken sizlere işinizi kolaylaştıracak küçük ipuçları ile yardımcı olmaya çalışacağız. Tuvalet eğitimi pek çok anne ve babanın korkulu rüyasıdır. Bazı çocuklar hemen alışırken bazı çocuklar ise alışmakta güçlük çeker. 
Öncelikle tuvalet eğitimini 2 yaşından önce vermeye kalkmayın. Çünkü çocuklar genelde 2 yaşları civarında tuvalet eğitimine alışırlar. Yaz ayı tuvalet eğitimi için daha uygundur. Öncelikle çocuğun tuvalet eğitimi için hazır olduğundan emin olun.

Tuvalet Eğitimi İçin Çocuğun Hazır Olduğunu Gösteren Belirtiler
  • Bezi artık bir kaç saat boyunca kuru kalıyorsa
  • Kaka yapma saati genelde aynı periyotlarda gidiyorsa, mesela kahvaltı sonrası gibi
  • Aile bireyleri tuvaleti kullandığında bu durumu sorguluyor ve ilgi gösteriyorsa
  • Kaka yaparken ıkınıyor ve çömeliyorsa
  • Bezini ıslattığında rahatsız oluyor ve bunu size belirtiyorsa
Tüm bunlar çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösterir.

Tuvalet eğitiminin verilmeyeceği durumlar

Tuvalet eğitimi gerçekten sabır isteyen bir iştir. Bu yüzden çok sabırlı olmanız gerekir.  Asla panik yapmayın ve çocuğunuzun üzerine gitmeyin. En önemlisi de bu gibi durumlarda çocuğa bağırmak, azarlamak ve cezalandırmak çok ciddi sorunlara neden olurken kalıcı psikolojik problemler de yaratabilir. Bu nedenle tuvalet eğitimine başlarken yüzde yüz başarı beklemeyin. Başarısızlık oluştuğunda biraz ara verip tekrar deneyin. Çocuğunuzun tam anlamı ile hazır olup olmadığından emin olamazsınız sonuçta. Ayrıca bazı dönemler vardır bu dönemlerde tuvalet eğitimine başlamayın, başladıysanız da ısrarcı olmayın.
  • Aileye yeni bir bebek katıldığı dönem içinde
  • Ev değişikliği yapılıyorsa
  • Çocuk beşikten yatağa geçiriliyorsa
  • Yeni bir kreş ya da yuvaya başlayacaksa
  • Aileden biri hasta olduğunda
  • Ailevi problemler yaşanıyorsa
Tuvalet Eğitimi Nasıl Vermelisiniz ?

Çocuğunuza tuvalet eğitimini anlatırken çok heyecanlı olun, sanki eğlenceli bir aktiviteymiş gibi lanse edin

Çocuk lazımlığına kakasını ya da çişini yaparsa onu övün, hatta tüm aile bireyleri tarafından çocuk övülsün

Bez gibi sızdırmayan (alıştırma külotları) kilotlardan kullanın. Çocuk altına kaçırsa da sıkıntı yaşamazsınız

Çocuğu lazımlığa ya da tuvalete oturması için zorlamayın

Sık sık tuvaleti gelip gelmediğini sorun

Ona lazımlık alırken beraber gidip alın. Lazımlığı kendisi seçsin

Tuvaleti kullanıyorsa sifon sesi onu ürkütebilir. Sifonu çekmek için onun oradan gitmesini bekleyin.

Tuvalet işini bitirince ellerinizi beraber yıkayın

Tuvalet alışkanlığı stresli bir süreçtir. Uzun da sürebilir çok kısa da sürebilir. Çocuktan çocuğa değişir. Önemli olan bu stresi çocuğa yansıtmamaktır. Hoş görüyü elinizden bırakmayın. Gözünüzün içine bakarak tuvaletini altına yapsa bile asla kontrolünüzü kaybetmeyin. Bol şans.

 
Copyright © arasbebek.com. Designed by OddThemes
Copyright © arasbebek.com. Tasarım Aras Bebek