Çocuklar İçin Ne Kadar Rekabet Normal?

Günümüzün gerçeği bu: Çocuklarımız çok erken yaşlardan itibaren rekabetle tanışıyor, çılgın bir rekabet ortamıyla kendilerince başa çıkmaya çalışarak büyüyorlar. Artık kolda tek bilezik yeterli değil. Piyano, bale, satranç, basketbol, robot yapımı, kod yazımı, jimnastik, aikido, İngilizce, Fransızca… Çocuklar binlerce seçenek arasından ailelerinin onlar için uygun gördükleri arasında pinpon topu gibi sekerken, her bir ortamda kendine has rekabet ortamlarıyla karşılaşıyorlar.

Günümüzde çocuklar, birkaç önceki kuşağa göre nasıl bir rekabet ortamı içindeler?

Günümüzde çocuklar, bir önceki kuşağa göre daha fazla rekabet ortamı içindeler. Hatta “zafer” kazanmanın kişiliğin yapı taşlarından biri olarak sunulmasını daha sık görür ve duyar olduk. Statü sahibi olma, kabul görme ve kazanma terapi odasındaki oyunlarda da en sık gözlemlediğim temalardan biri. Bu durumdaki belirleyici faktörlerden ilki: süreç değil sonuç odaklı eğitim sistemi. Mevcut eğitim sistemi, şiddeti gittikçe artan ve “yarış atı” algısını besleyen sınava dayalı bir seçilme sisteminden (TEOG ve YGS) ibaret. Sonucun gençler tarafından –tamamen- kazanmak ve kaybetmek olarak yaşandığının en üzücü kanıtları sınav sonuçlarından ve karnelerden sonra gelen intiharlar.

İkinci belirleyici faktör ise spor faaliyetlerine olan erişimin artması. Özellikle erken dönemdeki çocuklar daha fazla spor ve sanatsal aktivitelere katılmaya başladılar. Bu, genel olarak güzel bir gelişme; çocuklar farklı alanlardaki becerilerini keşfedip geliştirme şansı buluyorlar. Ancak bazen antrenörler ve ebeveynler çocukların gösterdiği performansa gereğinden fazla anlam yükleyebiliyorlar. O zaman bu faaliyetler, yetişkinlerin isteklerine hizmet eden bir duruma dönüşüyor.

Diğer belirleyici faktör ise ebeveynlerin tutumları. Şimdi imkanı olan ebeveynler, çocuklarının neredeyse her alanda iyi olmalarını istiyorlar. Yoğun okul saatleri, takviye dersler, spor antremanları, sanat dersleri vb. Bu yoğun tempoda, çocuklar en çok ihtiyaç duydukları ve duygusal-psikolojik gelişimlerini destekleyen serbest oyun zamanından mahrum kalabiliyorlar. 

Çocuklar için ne kadar rekabet normal? Dozajı yaşlara göre değişir mi?

Günümüz çocuklarının ajandaları çok dolu. Anne-babaların aktivite seçerken dikkat etmeleri gereken şey aktivitelere katılım konusunda çocuğun da fikrini almak ve baskıcı olmamak. Karar verilen aktiviteye başladığında ise her çocuğun kapasitesinin, güçlü ve daha az güçlü yanlarının farklı olduğunu unutmamak. Fazla enerjisini atsın, fiziksel gelişimi desteklensin amacıyla başlayan spor aktivitelerinde, bir alet çalmayı öğrensin diye başlayan müzik faaliyetlerinde ve zihinsel gelişiminin desteklemek için başlayan satranç kulübünde -zaman içinde -amaç ‘en iyisi olsun’a veya ‘şu kişiden daha iyi olsun’a evrilebiliyor.

Hangi düzeyde rekabetin çocuklar için uygun olduğu konusuna bakacak olursak, sağlıklı gelişen bir çocuğun hayatında kendiliğinden gelişen rekabet meselelerinin, çocuklar için sağlıklı rekabet denilebilecek nitelikte ve yeterli düzeyde olduğunu düşünüyorum. Rekabetin düzeyi konunun içeriğine bağlı olarak değişir. Bu meseleleri şöyle sıralayabiliriz: 
  • Bebeklikte anne için diğer aile üyeleriyle girilen rekabet, 
  • 4-6 yaş aralığında hemcins ebeveynle girilen Öidipal rekabet, 
  • Kardeşlerle rekabet, 
  • Sınıfta öğretmenin takdirini alabilmek için diğer öğrencilerle girilen rekabet, 
  • Arkadaşlık ilişkilerindeki rekabet, 
  • Kurallı ve serbest oyundaki rekabet Bu meseleler, her yaştaki çocuğun rekabeti anlayabilmesine, deneyimleyebilmesine ve durumla nasıl baş edeceğine dair çözümler üretmesine yetecek düzeyde.
Çocuklar rekabeti hangi yaş aralığında nasıl yaşarlar?

6 yaş ve altındaki çocuklar rekabeti ve rekabet içeren oyunları kavrayamaz. Bu yaş aralığındaki çocuklar için, en önemli şey oyundur. Oyunlar içinde becerilerini geliştirmeleri ve öğrenmeleri daha faydalı olur.

6-8 yaş aralığında ise zihinsel ve duygusal gelişim rekabet ortamı için henüz yeterli düzeyde olmaz. Bu yüzden, çocuklar dikkatlerini sürdürmekte, oyunun kuralları öğrenmekte, karşı tarafın bakış açısını anlamakta, strateji geliştirmekte ve karar vermekte zorlanırlar. Ayrıca benmerkezci olurlar, sürekli ilgi odağı olmak isterler, cezadan ve reddedilmekten kaçınmak için kuralları esnetmeye çalışırlar. Rekabet ya hiçbir anlam ifade etmez ya da çok az şey ifade eder.

8 yaşından itibaren çocuklar, rekabetin, kazanmanın ve kaybetmenin ne demek olduğunu anlarlar. Görev bilinci, otoriteye saygı, karışık kuralları takip edebilme, iş ve başarı odaklı perspektif gibi beceriler kazanırlar. Rekabet ortamlarında ise adalete inanırlar, amaçlarına ulaşamadıklarında engellenmiş hissederler, utanç verici durumlardan, aile üyeleri ve arkadaşları tarafından reddedilmekten endişe duyarlar, kaybettiklerinde ise özsaygıları azalır. Kısacası, rekabet kişisel gelişimi, sosyal ve duygusal ilişkileri etkileyen bir konuya dönüşür.

Diyelim çocuğumuz devam ettiği sporda, sınıfında ya da oyun ortamında rekabet temelli bir problem yaşıyor. Hangi noktada devreye girmeli, müdahale etmeliyiz?

Çocuğunuzun rutini bozulduğunda, yani iştahında değişiklik ve uyku problemleri olduğunda, kendini hasta hissetmeye başladığında, somatik tepkiler verdiğinde, aktiviteye gitmemek için türlü bahaneler uydurduğunda, kendinin değersiz olduğunu düşünmeye başladığında, başarısızlıkları büyük bir yıkım olarak deneyimlediğinde, öfke patlamaları yaşadığında, diğerlerine karşı yoğun düşmanlık ve öfke hissettiğinde devreye girmelisiniz. Nasıl bir müdahale uygulamanız gerektiğine karar vermenizde, çocuğunuzun sürecini ve duygusal durumunu yakından takip etmeniz ve onu çoğunlukla dinlemeniz yardımcı olabilir. Onu kaygılı gördüğünüzü ve ona yardımcı olmak istediğinizi söylemeniz iyi bir başlangıç olabilir.

Çocuğumuz fazla rekabetçi, hırslı, yenilgiyi kabul etmeyen davranışlar sergiliyorsa nasıl yaklaşmak gerekir?

Bu davranışlar çocuğunuzun benmerkezci biri olduğunu gösterir. Bu durum, 6 yaşından küçük çocuklar için normal, ancak daha büyük çocuklar için duygusal gelişimde birtakım sorunlar olduğunu işaret eder. Örneğin her istediği yapılmış/alınmış ve yeterince hayal kırıklığına uğramamış çocuklar, aile içinde yoğun karşılaştırmaya, değersizleştirmeye maruz kalmış çocuklar bu problemleri yaşayabilirler. İlk olarak aile üyelerinin kendi tutumlarını gözden geçirmesi, ardından antrenör ve öğretmenle konuşması gerekir. Devamında çocuğa yoğun rekabetin olmadığı ve rekabeti daha güvenli ortamda deneyebileceği serbest oyun zamanları ayarlanmalı. Bu oyunlarda oyunun kontrolünü çocuğa bırakmak çok önemli. Oyun içinde çocuğa kazanan olmanın önemli olduğunu söyleyerek, yaşadığı duygu konusunda çocuğa ayna tutulabilir. Bu davranışlar çocuğun kendilik değerini ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemeye başladığında, bir uzmandan yardım alınmalı.

Antrenörün ya da öğretmenin çocuğumuza fazla rekabet yüklediğini hissediyorsak, anne-babalar olarak devreye girmeli miyiz?

Tabii ki. Böyle durumlar olmasa dahi çocuğunuzla ilgilenen kişilerle sürekli iletişim halinde olmalısınız. Antrenörlere ve öğretmenlere her çocuğun farklı kapasiteye sahip olduğunu hatırlatmak, çocuğunuzun hassas noktaları hakkında bilgi vermek ve rekabetin çocuğunuz üzerindeki etkilerini paylaşmak hem çocuğunuz hem de antrenör/öğretmen için faydalı. Onların çocuğunuz için koyduğu hedef çocuğunuzun ve sizin hedefinizden farklı olabilir, bunun da teyit edilmesi olası olumsuz sonuçları önleyebilir.

Çocuklarla çalışan tüm yetişkinlere önerim bir şeyi ödüllendirecekseniz çocuğun çabasını ödüllendirmelisiniz. Ayrıca çocuklara olumlu geri bildirim vermeye çalışmanız, süreçteki gelişmelerinin altını çizmeniz, sonrasında çocuğun geliştirmesi gereken noktaları söylemeniz ve çocuğa hangi noktada zorlandığını sorarak yeni bir strateji belirlemeniz herkesin işini kolaylaştıracak. Tüm bunları unutabilirsiniz, ancak karşınızdakinin bir çocuk olduğunu ve kabul görmek için her şeyi yapabileceğini unutmamalısınız.

Rekabet altında ezildiğini gördüğümüz çocuğumuza nasıl yaklaşmalıyız? Ne tür seçenekler sunmalıyız? 

Çocuğunuzun rekabet altında ne açıdan ezildiğini anlamalısınız: Rekabet ortamından mı, x kişiden daha iyi olamamaktan mı, antrenörünün tavırlarından dolayı mı eziliyor? Bu seçenekleri araştırırken çocuğunuza karşı önyargılı olmamaya dikkat etmeniz, çözüm önerilerini birlikte değerlendirmeniz (aktiviteyi bırakmak, derslere ara vermek, beraber sorun yaşanılan kişiyle konuşmak vb.) ve ne olursa olsun onu her şekilde sevmeye devam edeceğinizin güvencesini vermeniz, kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olacaktır.

Yetişkinlerin hayatında da müthiş bir rekabet ortamı var. Bunu bir sistem sorunu olarak algılayıp sonrasında "çocuk hayata hazırlansın" diyerek onu rekabet arenasına atmak doğru bir yaklaşım mı?

Ağaç yaş iken eğiliyor; yarış atı olmaya alışmış çocuklar büyüdüklerinde bu sefer arabalarının markalarını, gittikleri yerleri, ilişkilerini, başarılarını ve ebeveynliklerini yarıştıran kişiler oluyorlar. Bunda eğitim sisteminin, aile sisteminin ve toplumsal algının payı büyük. Çocuğun hayata hazırlanması için özellikle rekabet arenasına sokulması, yarardan çok zarar getirir.
Alfie Kohn bu konuyla ilgili şunu şöyler: “Dişler için şeker neyse, özsaygı için de rekabet odur”. Bence bu söz durumu yeterince özetliyor. Son olarak anne-babalara şunları önermek istiyoruz: 
  • Çocuğunuzla ne kadar çok gurur duyduğunuzu komşunuza veya iş arkadaşınıza söylemek yerine en çok çocuğunuzun kendine söyleyin. Takdir edilmeye, çabasının görülmesine en çok onun ihtiyacı var. 
  • Katıldığı aktivitelerin her alanda faydalı olamayacağı ihtimalini kabul edin. 
  • Hedefine ulaşamadığında çocuğunuzu cesaretlendirin, ama çok da baskı uygulamayın. “Tekrar dene”, “Elinden geleni yaptığını görüyorum, böyle devam et” gibi cümleler kurabilirsiniz. 
  • Tüm çocukların kazanan olduğunu unutmayın ve onu ödüllendirecek/takdir edecek özel yollar bulun. 
  • Onu diğerleriyle karşılaştırmaktan kaçının. “Yemeğini en hızlı kim bitirecek” gibi ifadeleri kullanmamaya özen gösterin. 
  • Çocuğunuzun gerçekçi hedefler belirlemesine yardımcı olun. 
  • Yoğun rekabet ortamı içindeyse, mutlaka rekabet içermeyen bir hobi edinmesine yardım edin. 
  • Gösterdiği gelişmelerin, kazandığı başarıların ve kayıplarının en çok onun olduğunu ve en fazla onu etkilediğini kendinize sık sık hatırlatın. 

Paylaş:

 
Copyright © arasbebek.com. Designed by OddThemes
Copyright © arasbebek.com. Tasarım Aras Bebek